BİR
ADA MASALI
İnsanların bütünlükten koptuğu zamanlardı. Bahar 30
yaşına girdiği o sarsıcı yılın büyülü bir Mayıs günü kendini bildiği en güvenli
sığınağa adaya atmıştı. Akşam vapuruna anca yetişmiş nereye gittiğini bilmiyor
sadece yürüyordu. Mayıs ortalarıydı ama hava kararınca epey soğuk olmuştu. Adanın
arkasına ormana doğru gidiyordu. Bir tahta levha üzerinde bir pansiyon tabelası
gördü ve aradı. Pansiyondaki görevli genç Bahar’ı almak için gece lambası olan
yere kadar geldi. Işıksız yolda köpekler ve karanlık yolu bulmasına engel
olabilirdi çünkü. Pansiyona vardılar, pansiyonu bekleyen neşeli iki genç ile
bir çay içip odasına yerleşti. Üşüyerek ama mutlu bir şekilde uyuduğu ahşap
antika eşyalarla dolu odada sabah uyandığında büyülü bir bahçedeydi. Tam olarak
bir büyülü bahçenin içinde uyandı. Ağaçlar, güller, orman, martılar ve uzaktan
gelen dalga sesleri doğru yerde olduğunu söylüyordu. Ne yapması gerektiğini
uzun zamandır bilmeyen Bahar kendini sadece onlara bırakmaya karar verdi. Daha
iyi bir seçeneği yoktu zaten. Ertesi gün yürüyüş yaparken eski bir adalı
tanıdığına rastladı. Bir kahve içtiler yol üzerinde, hasret giderip sohbet
ettiler. Tanıdığı annesi ve babasını rahatsızlığından bahsetti. Dertleştiler. Annesi
ve babası için 1 yıl için eşyalı bir ev kiraladığını, parayı peşin verdiğini
fakat bu rahatsızlık dolayısıyla annesinin ve babasının eve gelemeyeceğini
söyledi. Anlaşma gereği parayı da geri alamayacağını söyleyen bu hoş hanım, bir
anda sen bu evde oturmak ister misin dedi? Yoksa boşa gidecekti zaten. Bahar evrenden o sabah büyülü bahçede adadan
bir ev istediğini hatırladı. Kadın, Bahar’a üzerinde adres yazılı olan anahtarı
bıraktı ve vapura yetişerek karşıya geçti. Bahar, ormana yakın bu evi buldu.
Pansiyondan ayrıldı, Pangaltı’da kaldığı arkadaşının evinden bir kaç çanta
eşyasını alıp adadaki eve yerleşti.
Bu esrarengiz evde kahve fincanlarından, bira
bardaklarına, antika büfenin içinde tabak takımlarına kadar her şey vardı. Bir
de bir kütüphane dolusu kitap ve süs eşyası. Bahar orman kenarındaki bu yeni
eve ve bu duruma alışmaya çalıştı uzun bir süre. Günler geçiyordu. Her şeyden
uzaklaşmak isteyen Bahar için harika bir ortamdı ama bir tedirginliği vardı
yine de. Bahar kitaplıktan rastgele aldığı bir kitabı okumaya başlamıştı. Okumak
biraz iyi geliyordu. Bu bir romandı, romanda kendisine benzeyen bir kız vardı
ve bu kıza hayatının o döneminde 2 hocanın rehberlik edeceği anlatılıyordu.
Biri evrenin gizli müziğine ayak uydurarak dans etmeyi öğreten bir kadın, diğeri
ise korkuları yenip 5 duyuyu birden kullanmayı öğreten bilge bir erkek. Kadın
ay töresini, erkek büyücü ise güneş töresinin öğreticisiydi. Bahar sanki o an
romandaki kızın yerine koydu kendisini. Bunu bir mesaj olarak kabul etti. Böyle
2 hocası olsa ne güzel olurdu. Ama orada martılar, kumrular ve ormanla baş başa
esrarengiz bir evdeydi. Sokaktan tek tük geçen birileri dışında çok insan
olmayan bir yerdeydi. Zaten insanlarla da pek görüşmek istemediği bir dönemdi.
Bahar’ın mutfak penceresinin önünde bir kuş yuvası
ve orada yaşayan çok tatlı sevişen bir çift güvercin vardı. Bir sabah Bahar
yeni bir yavru kuşun doğumu ve anne babanın sevinci ile uyandı. Bu yeni doğan kuşun
adı Hayrullah olacak ve Bahar’ın en yakın arkadaş olacaktı. Hayrullah
bebekliğinden itibaren çok farklı bir kuştu. Çok neşeli, muzip, yaramaz, afacan
fakat çok sevgi dolu ve tatlıydı. Büyüdükçe bu özellikleri artarak çoğaldı. Bahar
o kuş ailesi orada yaşadığı sürece o evde kalacağını henüz bilmiyordu. Özellikle
de Hayrullah.
Bahar, Hayrullah ve sürekli genişleyen büyük ailesiyle
yeni evine alışırken bir gün büfenin alt bölümündeki dolapta temizlik yaparken
eski bir kitaba rastladı. Kitabın adı ‘DİŞİLİĞİN
ANTROPOLOJİSİ’ idi. Kitap Türkçe yazılmıştı. Daha önce kim oturmuştu bu evde, bu kitaplar
kimlerden kalmıştı bilmiyordu aslında çok da merak etmiyordu. Sadece ona
muhteşem ortamı bıraktıkları için onları da evi ona bırakan eski tanıdığını da
sevgiyle andı. DİŞİLİĞİN ANTROPOLOJİSİ oldukça kalın, eski püskü, eski kitap
kokan tozlu bir kitaptı. Bahar evin en sevdiği köşesi olan cam kenarına geçti
bu kitabı heyecanla okumaya başladı. Kitap dişiliğin tarihi ile başlıyordu.
Bir yer
varmış ki Konya ovasında bize anaerkil yaşantıyı anlatıyormuş. Anadolu’da,
gerçek dişi kadınların var olduğu ‘anaerkil’ toplum dönemi M.Ö 8000 yıllarına
Çatalhöyük’e dayanırmış. O devirde hırs, aç gözlülük, komşunun kadınına ya da
toprağına göz dikmek yokmuş. Çatalhöyük- neolitik çağ köyü ‘dişi enerji’
kullanımını bize çok güzel resmetmiş. M.Ö 8000-10000 arası Anadolu’nun Konya
ovasına bakan bölgesinde kurulmuş Çatalhöyük’te bulunan el yapımı
heykelciklerde TANRIÇA figürü dişi enerjinin ve KADIN’IN öneminin ipucunu
vermiş. Kazılardan anlaşılan, o dönemde giydikleri kıyafetler, kumaşlar,
evlerinin düzenlenmesi, ruhsal ayinler ve gündelik yaşam zamanın döngüleri
üzerine kurulmuş. Kadınlar ayın döngüsüne bağlı olarak regli olurlarmış ve bu
çok kutsanırmış. Kadın, ay ve toprak bağı çok kutlu imiş. ANA TANRIÇA ruhu çok
saygı görür O’ da insanlara bunu karşılığını mutlulukla verirmiş.
AY EVLERİ
Her hanedeki regl
olan kadın ve kız çocuğu ay evi adı verilen eve gelirmiş. Regl dönemi boyunca
ay evindeki kadınlara hizmet, rahatlatıcı masaj ve dönemin en kıdemli ve bilge
kadını tarafından eğitim verilirmiş. Bu aylık döngünün kutsanması, doğayı,
kendini, akışı reddetmemeyi, döngüye teslim olmayı öğretiyormuş aslında.
Eğitim şu konuları içerirmiş.
·
Erkekleri
tanımak
·
Hamilelik,
hamile kalma süreci
·
Kadınlık
·
Dişilik
·
Annelik
sanatı
·
Enerjiyi
kullanmak
·
Kendi
duygusal gücünü yönetmek ve bunu toplumun refahı için kullanmak
Kadının duygusal, ruhsal, zihinsel ve bedensel olarak mutlu olmasının
önemi toplumun temel kanunuymuş. Bunun evrensel güçleri harekete
geçirdiği, toprağın ve iklimin bereketli
ve olumlu olmasını sağladığı tüm toplum tarafından bilinirmiş. Kadınların
mutluluğu, bereket anlamına gelirmiş.
GÜNEŞ EVLERİ
Devrin erkekleri
ise güneş evinde eğitime alınırmış. Kadınları ay evine giden erkeler güneş
evine gelir ve devrin en bilge erkeği onlara eğitim verirmiş.
Eğitim konuları
şöyle imiş:
·
Kadınları
duygusal, zihinsel, ruhsal ve bedensel olarak mutlu etmek
·
Onları
nasıl koruyacakları
·
Avcılık
sanatı
·
Çiftçiliğin
püf noktaları
·
Baba
olmanın incelikleri
Gerçek erkek kadını
mutlu eder ise bolluk ve bereket enerjisinin geldiğini bilirmiş. Erkek, toprağın bereketini, fiziksel gücü ve
bilgisiyle eker, biçer, toplar, işler-
yiyecek haline getirir- kadına sunar, kadın ise yiyeceği alır, mutfağa girer,
pişirir, hazırlar, sevgiyle erkeğine ve çocuğuna sunarmış. Dişi olmanın gerçek
bir dönüştürücülük olduğu bilinirmiş. Anadolu motifi olan KYBELE doğa, verimlilik, canlılık, bereket ve toprağı çok
güzel simgelermiş. Her hanede regli
olan kadının ay evine gitmesi hormonel döngülerini ve dişi olmayı, erkeklerinde
güneş evlerine gitmesi cesaret ve çalışkanlıklarını onurlandırır, kutsar ve
kutlarmış.
Bahar kitaba ara verdi. Daha önce okumaya başladığı
romana geri döndü. Orada da ay ve güneş törelerinden bahsediliyordu. O zaman ay
ve güneş töresinin ne olduğuna bir anlam verememişti. Şimdi yavaş yavaş
anlıyordu kendisi kadın olmanın ne demek olduğu bilmiyordu ve tam da bunu
öğrenmek için bir okul ortamına yerleştirilmişti. Bir de hocalarını bulsa tam olacaktı. Dişi
olmak ne demekti? Bunu kendisinin de bilmediğini fark etti. Nasıl olacaktı bu? Kitabı
heyecanla okumaya devam etti. Bu arada Hayrullah git gide büyüyor, çapkın bir
delikanlı kuş oluyordu…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder