29 Haziran 2014 Pazar

Bahar'ın Maceraları- 1


BİR ADA MASALI

İnsanların bütünlükten koptuğu zamanlardı. Bahar 30 yaşına girdiği o sarsıcı yılın büyülü bir Mayıs günü kendini bildiği en güvenli sığınağa adaya atmıştı. Akşam vapuruna anca yetişmiş nereye gittiğini bilmiyor sadece yürüyordu. Mayıs ortalarıydı ama hava kararınca epey soğuk olmuştu. Adanın arkasına ormana doğru gidiyordu. Bir tahta levha üzerinde bir pansiyon tabelası gördü ve aradı. Pansiyondaki görevli genç Bahar’ı almak için gece lambası olan yere kadar geldi. Işıksız yolda köpekler ve karanlık yolu bulmasına engel olabilirdi çünkü. Pansiyona vardılar, pansiyonu bekleyen neşeli iki genç ile bir çay içip odasına yerleşti. Üşüyerek ama mutlu bir şekilde uyuduğu ahşap antika eşyalarla dolu odada sabah uyandığında büyülü bir bahçedeydi. Tam olarak bir büyülü bahçenin içinde uyandı. Ağaçlar, güller, orman, martılar ve uzaktan gelen dalga sesleri doğru yerde olduğunu söylüyordu. Ne yapması gerektiğini uzun zamandır bilmeyen Bahar kendini sadece onlara bırakmaya karar verdi. Daha iyi bir seçeneği yoktu zaten. Ertesi gün yürüyüş yaparken eski bir adalı tanıdığına rastladı. Bir kahve içtiler yol üzerinde, hasret giderip sohbet ettiler. Tanıdığı annesi ve babasını rahatsızlığından bahsetti. Dertleştiler. Annesi ve babası için 1 yıl için eşyalı bir ev kiraladığını, parayı peşin verdiğini fakat bu rahatsızlık dolayısıyla annesinin ve babasının eve gelemeyeceğini söyledi. Anlaşma gereği parayı da geri alamayacağını söyleyen bu hoş hanım, bir anda sen bu evde oturmak ister misin dedi? Yoksa boşa gidecekti zaten.  Bahar evrenden o sabah büyülü bahçede adadan bir ev istediğini hatırladı. Kadın, Bahar’a üzerinde adres yazılı olan anahtarı bıraktı ve vapura yetişerek karşıya geçti. Bahar, ormana yakın bu evi buldu. Pansiyondan ayrıldı, Pangaltı’da kaldığı arkadaşının evinden bir kaç çanta eşyasını alıp adadaki eve yerleşti.

Bu esrarengiz evde kahve fincanlarından, bira bardaklarına, antika büfenin içinde tabak takımlarına kadar her şey vardı. Bir de bir kütüphane dolusu kitap ve süs eşyası. Bahar orman kenarındaki bu yeni eve ve bu duruma alışmaya çalıştı uzun bir süre. Günler geçiyordu. Her şeyden uzaklaşmak isteyen Bahar için harika bir ortamdı ama bir tedirginliği vardı yine de. Bahar kitaplıktan rastgele aldığı bir kitabı okumaya başlamıştı. Okumak biraz iyi geliyordu. Bu bir romandı, romanda kendisine benzeyen bir kız vardı ve bu kıza hayatının o döneminde 2 hocanın rehberlik edeceği anlatılıyordu. Biri evrenin gizli müziğine ayak uydurarak dans etmeyi öğreten bir kadın, diğeri ise korkuları yenip 5 duyuyu birden kullanmayı öğreten bilge bir erkek. Kadın ay töresini, erkek büyücü ise güneş töresinin öğreticisiydi. Bahar sanki o an romandaki kızın yerine koydu kendisini. Bunu bir mesaj olarak kabul etti. Böyle 2 hocası olsa ne güzel olurdu. Ama orada martılar, kumrular ve ormanla baş başa esrarengiz bir evdeydi. Sokaktan tek tük geçen birileri dışında çok insan olmayan bir yerdeydi. Zaten insanlarla da pek görüşmek istemediği bir dönemdi.

Bahar’ın mutfak penceresinin önünde bir kuş yuvası ve orada yaşayan çok tatlı sevişen bir çift güvercin vardı. Bir sabah Bahar yeni bir yavru kuşun doğumu ve anne babanın sevinci ile uyandı. Bu yeni doğan kuşun adı Hayrullah olacak ve Bahar’ın en yakın arkadaş olacaktı. Hayrullah bebekliğinden itibaren çok farklı bir kuştu. Çok neşeli, muzip, yaramaz, afacan fakat çok sevgi dolu ve tatlıydı. Büyüdükçe bu özellikleri artarak çoğaldı. Bahar o kuş ailesi orada yaşadığı sürece o evde kalacağını henüz bilmiyordu. Özellikle de Hayrullah.                        

Bahar, Hayrullah ve sürekli genişleyen büyük ailesiyle yeni evine alışırken bir gün büfenin alt bölümündeki dolapta temizlik yaparken eski bir kitaba rastladı. Kitabın adı ‘DİŞİLİĞİN ANTROPOLOJİSİ’ idi. Kitap Türkçe yazılmıştı.  Daha önce kim oturmuştu bu evde, bu kitaplar kimlerden kalmıştı bilmiyordu aslında çok da merak etmiyordu. Sadece ona muhteşem ortamı bıraktıkları için onları da evi ona bırakan eski tanıdığını da sevgiyle andı. DİŞİLİĞİN ANTROPOLOJİSİ oldukça kalın, eski püskü, eski kitap kokan tozlu bir kitaptı. Bahar evin en sevdiği köşesi olan cam kenarına geçti bu kitabı heyecanla okumaya başladı. Kitap dişiliğin tarihi ile başlıyordu.      

 Bir yer varmış ki Konya ovasında bize anaerkil yaşantıyı anlatıyormuş.  Anadolu’da, gerçek dişi kadınların var olduğu ‘anaerkil’ toplum dönemi M.Ö 8000 yıllarına Çatalhöyük’e dayanırmış. O devirde hırs, aç gözlülük, komşunun kadınına ya da toprağına göz dikmek yokmuş. Çatalhöyük- neolitik çağ köyü ‘dişi enerji’ kullanımını bize çok güzel resmetmiş. M.Ö 8000-10000 arası Anadolu’nun Konya ovasına bakan bölgesinde kurulmuş Çatalhöyük’te bulunan el yapımı heykelciklerde TANRIÇA figürü dişi enerjinin ve KADIN’IN öneminin ipucunu vermiş. Kazılardan anlaşılan, o dönemde giydikleri kıyafetler, kumaşlar, evlerinin düzenlenmesi, ruhsal ayinler ve gündelik yaşam zamanın döngüleri üzerine kurulmuş. Kadınlar ayın döngüsüne bağlı olarak regli olurlarmış ve bu çok kutsanırmış. Kadın, ay ve toprak bağı çok kutlu imiş. ANA TANRIÇA ruhu çok saygı görür O’ da insanlara bunu karşılığını mutlulukla verirmiş.  

AY EVLERİ

Her hanedeki regl olan kadın ve kız çocuğu ay evi adı verilen eve gelirmiş. Regl dönemi boyunca ay evindeki kadınlara hizmet, rahatlatıcı masaj ve dönemin en kıdemli ve bilge kadını tarafından eğitim verilirmiş. Bu aylık döngünün kutsanması, doğayı, kendini, akışı reddetmemeyi, döngüye teslim olmayı öğretiyormuş aslında.

Eğitim şu konuları içerirmiş.

·         Erkekleri tanımak

·         Hamilelik, hamile kalma süreci

·         Kadınlık

·         Dişilik

·         Annelik sanatı

·         Enerjiyi kullanmak

·         Kendi duygusal gücünü yönetmek ve bunu toplumun refahı için kullanmak

Kadının duygusal, ruhsal, zihinsel ve bedensel olarak mutlu olmasının önemi toplumun temel kanunuymuş. Bunun evrensel güçleri harekete geçirdiği,  toprağın ve iklimin bereketli ve olumlu olmasını sağladığı tüm toplum tarafından bilinirmiş. Kadınların mutluluğu, bereket anlamına gelirmiş.

 

 

GÜNEŞ EVLERİ

Devrin erkekleri ise güneş evinde eğitime alınırmış. Kadınları ay evine giden erkeler güneş evine gelir ve devrin en bilge erkeği onlara eğitim verirmiş.

Eğitim konuları şöyle imiş:

·         Kadınları duygusal, zihinsel, ruhsal ve bedensel olarak mutlu etmek

·         Onları nasıl koruyacakları

·         Avcılık sanatı

·         Çiftçiliğin püf noktaları

·         Baba olmanın incelikleri

Gerçek erkek kadını mutlu eder ise bolluk ve bereket enerjisinin geldiğini bilirmiş. Erkek,  toprağın bereketini, fiziksel gücü ve bilgisiyle eker, biçer, toplar,  işler- yiyecek haline getirir- kadına sunar, kadın ise yiyeceği alır, mutfağa girer, pişirir, hazırlar, sevgiyle erkeğine ve çocuğuna sunarmış. Dişi olmanın gerçek bir dönüştürücülük olduğu bilinirmiş. Anadolu motifi olan KYBELE doğa,  verimlilik, canlılık, bereket ve toprağı çok güzel simgelermiş. Her hanede regli olan kadının ay evine gitmesi hormonel döngülerini ve dişi olmayı, erkeklerinde güneş evlerine gitmesi cesaret ve çalışkanlıklarını onurlandırır, kutsar ve kutlarmış.

Bahar kitaba ara verdi. Daha önce okumaya başladığı romana geri döndü. Orada da ay ve güneş törelerinden bahsediliyordu. O zaman ay ve güneş töresinin ne olduğuna bir anlam verememişti. Şimdi yavaş yavaş anlıyordu kendisi kadın olmanın ne demek olduğu bilmiyordu ve tam da bunu öğrenmek için bir okul ortamına yerleştirilmişti.  Bir de hocalarını bulsa tam olacaktı. Dişi olmak ne demekti? Bunu kendisinin de bilmediğini fark etti. Nasıl olacaktı bu? Kitabı heyecanla okumaya devam etti. Bu arada Hayrullah git gide büyüyor, çapkın bir delikanlı kuş oluyordu…     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder