29 Haziran 2014 Pazar

Bahar'ın maceraları- 4


Bir ada masalı- 4

Bahar’ın maceraları

 

Bahar günler geçtikçe yeni evine komşularına iyice alışmış adanın keyfini çıkarmaya başlamıştı. Taşı sıkıp suyunu çıkardığı yıllardan biriktirdiği para bitene ve bilmediği bir zamana kadar bunu yapmayı sürdürecekti. Bu arada Madam Destina hala ona muhteşem mezelerin püf noktalarını söylemiyor, tek başına yaşadığı için de sık sık kendi mezeleri hazırlayıp Bahar’ı yemeğe davet ediyordu. Bir dolunay akşamı, Madam Destina yine çağırmıştı Bahar’ı.  Bahar tek bildiği yemek olan soslu makarna yapıp tencere ile birlikte gitti Madam’a bir de 1 şişe kırmızı şarap almıştı. O akşam oldukça efkârlıydı anlaşılan Madam. Avluda dolunay,  muşamba bez örtülü masa ve üzerinde sadece cam tabağın içinde fava vardı. Alaturka şarkılar çalan bir radyo kanalı açıktı ve ‘böyle bir kara sevda kara toprakla biter’ diyen şarkı henüz bitmişti.  Madam geldin mi kızım dedi beraber sofrayı kurdular. Alaturka şarkılar eşliğinde bir lezzet yolculuğu daha başlamıştı. Madam yan eve taşınan yeni komşudan bahsetti, bugün bütün gün at arabasıyla eşya taşındığını gürültü patırtıdan rahatsız olduğunu ama taşınan kadını çok sevdiğini onun da kendisi gibi çatlak olduğunu söyledi. Dans hocasıymış yeni komşu dedi Madam, ‘büyüsel dans teknikleri’ hocasıymış.  Tam o sırada belirdi yeni komşu avluda, selamlaştı, anca yerleştiğini bir yorgunluk çayı demlemek istediğini fakat kibriti ya da çakmağı olmadığını söyleyerek kibrit var mı diye sordu? Madam, iyi insan lafının üstüne gelirmiş, gel Hoca Hanım gel, kaynanan seviyormuş, gel buyur dedi. Sanki kırk yıllık dost gibiydiler, sezgileri çok güçlüydü madamın, bu kadını sevmiş olmalıydı.  Madam hocaya eee sen her gün gidip gelecek misin karşıya bir yerde çalışıyor musun diye sordu. Hoca Hanım her gün gideceğim bir yer olmayacak dedi. Madam şarap ve dolunay ile uzun vakit geçirmenin de etkisiyle kafası rahat bir haldeydi ve ‘Aferin, sen işi biliyorsun ondan işe gitmiyorsun demek’ dedi. Zaten aralarında anlaştıkları bir dil vardı onlar birbirlerini anlıyorlardı da Bahar daha olaya girememişti.  Bahar, ‘ya Allah aşkına işi bilmek ne demek? sizin bir bildiğiniz var ne olur bana da anlatın,  ben de öğrenmek istiyorum, bizi çok yanlış yetiştirdiler, saçma sapan eğitimler almak için yarıştık, ekonomik bireyler olmamız istendi, en yakın arkadaşımız her zaman baş düşmanımız, geçmemiz gereken rakibimiz, hırsla kıskandığımız hedefimiz oldu. Ayağınız yere bassın, altın bileziğiniz olsun diye diye erkekleştirdiler bizi, olmadı zengin koca bul sevmen şart değil zengin olsun adam yeter evlen baskısı oldu, sistemin öngördüğü işlere cv yollamak, genel müdürlerle iş mülakatları yapmak, tüm bu sanallık için bir de hırsla insanı ezmek için teşvik edildik. Daha çok satış yapıyorsak ve daha çok satın alıyorsak var olduğumuz söylendi biz de inandık. Bahar’ın gözleri dolmuş ve bağıra bağıra ağlamaya başlamıştı. Şu mübarek dolunayın, Allah’ın aşkına bugüne kadar öğrendiğim her şeyi unutmak yeni şeyler öğrenmek istiyorum, ne olur bana yardım edin dedi ağlayarak, hıçkırarak.

Madam Destina ve Hoca Hanım şaşkınlık içinde Bahar’ı dinlemişler, biraz tedirgin olmuşlar fakat bunu büyük bir olgunlukla gizleyerek Bahar’ın ruh durumunu anlamışlardı.  O sırada radyoda ‘hekimden sorma çekenden sor demişler, acısını dertlerin çare gösteren değil çeken bilir demişler’ diye yükselen bir sesi duydular. Madam Destina az sesini açtı radyonun.  Ağla kızım, ağla dediler.  Ah yavrimu dedi Madam haklısın kızım haklısın iyi bak sen fark etmişsin bu işte bir skatula var (skata- Rumca dışkı anlamındaydı), ya fark etmeyenler… Hoca Hanım da katıldı, evet ya fark etmeseydin dedi.  Bu yalan dünyada sahte bir hayat uğruna bir can yakacak, gönül kıracak duruma gelseydin. Marka bir çantan olacak, birilerinin önüne geçecek, birilerine yukarıdan bakacaksın diye şekilden şekle girseydin öyle kalsaydın ne olacaktı. Modern insanın kronik hastalığı ‘kibir’ e yakalanmış olsaydın ne olacaktı. Şimdi insanlar insanlıktan çıktı nerede erkek erkek, kadın kadın olacak…  Dünyanın çivisi çıktı sen üzülme dediler.  Hümeyra çalmaya başlamıştı o sırada ‘öyle uzak ki yerim uzakları aşıyor, bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor, ya her şeyim ya hiçim, sorma dünya ne biçim bir kördüğüm ki içim, çözdükçe dolaşıyor’’  Bahar herhâlde büyük bir birikimin, yılların birikiminin boşalmasını yaşıyordu. O kadar içli ağlamıştı ki bu iki kadın Bahar için gerçekten endişelenmişlerdi. Çünkü onlar bir başkası için gerçekten endişe hissedecek saf çocuk yüreklerini kaybetmeyenlerdendi. Ve ay ışığında sohbet ettiği bu iki kadın o söylemeden pek çok şeyi anlayabiliyordu zaten.  

Bahar’ın ağlaması geçince Hoca Hanım, Ay Töresine göre ne kadar güzel bir şey yaptın biliyor musun? dedi. Dolunayda bitmesini, küçülmesini, yok olmasını, kurtulmak istediğin her şeyi saydın. Ay Töreni yaptın aslında Bahar. Korkularını iyice hisset, hisset ki dışarı çıksınlar, küçülsünler yok olsunlar. Korkularını bu ay ile beraber sevgiye dönüştür. Şunu unutma bir kadın korkuları kadar eril olur, eril davranır, kırar, döker, yakar, yıkar, çıkarları, hırsları onu dikenleştirir. Kadın içinde taşıdığı ilahi sevgi kadar dişi olabilir, kadın olabilir. Dişi olamayan erkeğinden bir şey alamaz, alma sanatını bilmeyen hayattan ve evrenden de bir şeyler alırken sorun yaşar. Ve kaos başlar.   

Madam Destina katıldığını belirterek lafa girdi. Gerçek dişi kabul etmesini bilir dedi. Gönül gözü açıktır, kalbindeki masumiyet ve sevgi ile hareket eder.  Ama kendini ona teslim etmeden önce ‘yüz görümlüğünü’ istemeli, erkeğin emek harcamasına izin vermeli, emek harcayacağı alanı yaratmalıdır. Ve birden değil erkeği kademeli olarak kabul etmelidir, anlıyorsun kızım? Kadınlar gülmeye başladı. Birden Bahar’ın da havası değişmiş anlatılanları merakla dinemeye ve mutlu olmaya başlamıştı. Kadınlar Bahar’ın neşelenmesine, hatta kahkaha atmasına sebep olacak bir hale bürünmüşler, Bahar’ın enerjisi birden değişmişti. Kadınlar neşeyle konuşmaya devam ediyor bu sefer Bahar onları şaşkınla ve eğlenerek izliyordu.  Madam Destina dişi dediğin gözlerinden, duruşundan yayar çekim alanını. Dişi özel bir çaba harcamaz bu müthiş enerjisini gizlice yayar etrafa. Kadın isteğini doğrudan söylemez, duygu belirtir.  Üşüdüysen üşüdüm, acıktıysan acıktım, sıkıldıysan sıkıldım diyeceksin. Erkek de ne gerekiyorsa yapacak. Neye ihtiyacın varsa hangi duyguyla istediğini erkeğe söyleyecek, göstereceksin. Öyle güzel isteyecek, alınca da öyle güzel takdir edeceksin ki, erkek onu sağlamaktan mutlu olacak. Dişilik almak sanatıdır, vereni mutlu ederek, çekici ama masum bir şekilde, gerçek ve güçlü duygularla erkeği onurlandırarak.  

Saat oldukça ilerlemiş, şarapları çoktan bitmiş, bu sohbet üçünün de hoşuna gitmişti. Uykuları geldiğini fark ettiler. Sofrayı beraber kaldırdılar. Madam haydi siz bırakın ben hallederim dedi. Hoca Hanım hemen yan evinde Madam Destina sokağın az ilerisinde de Bahar gibi bir komşu bulduğu için çok memnun olduğunu hissettirdi onlara. Sessiz ve kimsesiz boş ada sokaklarına sabaha az kala evlerine dağıldılar. Bahar, anlamlandıramadığı kadar iyi hissediyordu kendini.     

Bahar’ın maceraları…3


BİR ADA MASALI-3

 

 

Bahar kafası karışık ve biraz da hüzünlü bir şekilde evine geçti. Geç olmuştu biraz müzik açıp Nurten ve Şükriye Teyze’nin söylediklerini düşündü ve uyudu. Ertesi sabah uyanınca bu tatlı karşı komşuları çaya çağırsam ne iyi olur diye düşündü. Çok halsizdi ve kendisini çok iyi hissetmediği bir gündü ama sebebini anlayamadığı bir güç ile onlarla sohbet etme ihtiyacı duyuyordu. Ancak bu bilmiş teyzeleri eve çağırmak temizlik yapmayı ve sonra da internete girip en azından bir kek tarifi bulup o keki yapmayı gerektiriyordu. Hayrullah mutfağın camının yan tarafındaki evinde türlü muziplikler yapıp Bahar’ı bu durgun halinde bile güldürmeyi başarmıştı. Hayrullah kuş kılığına girmiş bir komedyendi ve görevi Baharı güldürmekti sanki. Bahar Hayrullah ve ailesine kahvaltılarını verdikten sonra kendisi de hızlı bir kahvaltı yaptı.  Temizlik yapmaya başladı fakat çok kısa bir süre sonra fark etti ki başladığı yerden evin tamamının temizliğini bitirdiği an başladığı yer tekrar kirlenebilirdi. Ev işlerinde tam bir beceriksizlik abidesi olan Bahar tüm evi dip bucak temizlemesinin 6 ay sürebileceğini hemen fark etti ve zaten bunu zaman içinde bizzat tecrübe edecekti. Şu çok merak ettiği ‘kadın olmak olayı’ bunları da içeriyor olabilir miydi? Temizlik yapmaktan vazgeçti. Teyzeleri terasta ağırlayabilirdi, evi gezmek istememelerini umarak. Terası zaten yıkamıştı. Fakat mutfak da maalesef berbat durumdaydı. Bahar içeride bunları düşünürken açık bıraktığı mutfak penceresinden mutfağa Hayrullah ve arkadaşlarının girdiğini mutfakta temizlenmesi, atılması gereken ne varsa silip süpürdüklerini gördü.  Lavabodaki artıklar, tezgâhtakiler, her şey temizlenmiş, adeta bir temizlik yardım ekibi mutfağı basmış hem beslenmiş hem eğlenmişlerdi. Bahar bir an Külkedisi’nin baloya hazırlanırken temizlemesi gereken mutfağa yardıma koşan kuşlarla dolu bir masal sahnesinin ortasında gibi gördü kendini. Bahar’ın biraz gözleri doldu, Hayrullah ve arkadaşlarına teşekkür etti. Kuşlar tarafından temizlenmiş mutfağında bir gazete sayfasından okuduğu bir tarif ile kek yaptı fakat maalesef kek hem görüntü hem tadı itibari ile yenilecek hele ki komşu teyzelere sunulacak gibi değildi.  Bahar hıçkırarak ağlamak istedi ki tam o sırada hastalandığını fark etti. Her ay başına gelen bu durumu bazen ağır atlatırdı Bahar. Komşularıyla sosyalleşme planlarını erteleyerek sokağın başında yeni açılan küçük bakkala hijyenik ped almak için çıktı. Karşı komşu Madam Fani ile uzaktan selamlaşarak bakkala yürürken evdeki ‘Dişiliğin Antropolojisi’ kitabında okuduğu Ay evleri geldi aklına. Keşke öyle Ay Evleri olsaydı ve Bahar şu an öyle bir Ay Evi’nde bakma ve eğitime girseydi.  Bakkal’dan hijyenik ped aldı, bakkal oldukça babacan, tatlı bir adalı beyefendi idi. Ped’i tamamen kendince saygıdan gazeteye sarıp, siyah poşet içine koydu ve Bahar’a verdi. Bahar, Ay Ev’leri hayali kurarken siyah poşete konan bu ped onu bir an sarstı. Evet, o an anladı ki, dişiliğimiz de siyah poşete girmişti aslında. Pek çok şey siyah poşetteydi belki de. İnsanlığımızın özü, bütünden kopmuş siyah poşete girmişti. Bahar duygusallığının da etkisiyle pek çok şey düşündü.  Her şey ve herkes çıkarları varsa birlikteydi. İnsan ilişkileri para, konum, itibar ile doğru orantılıydı. Bahar hayatındaki ikiyüzlü, kendini uyanık, kurnaz zanneden ve özleri siyah poşete girmiş insanlardan çok rahatsız oluyor ve ada’da tüm bunlardan uzak olmak istiyordu. Çıkar denilen şeyin neye çıkacağını bilmeden insanlar kırıyordu birbirini. Bahar evinde şu eski kitaptan rastgele bir sayfa açıp okumak istedi. Dişiliğin Antropolojisi’nden bir sayfa açtı karşısına su resmi çıkmıştı,  koltuğuna yerleşti…        

‘‘

EVRENİ OLUŞTURAN DÖRT ÖĞEDEN SU: DİŞİl KARAKTERLİ MADDE

SU VE DİŞİL ÖZELLİĞİ

Evrenin ana maddesi hidrojendir. 2 Hidrojen ve bir oksijen (H20) ‘su’ yu oluşturur. Tüm yaratılış mitleri evreni ve yaşamı suyla, suda başlatır. Yaşam doğanın yani Ana Tanrıçanın kucağındadır. Yaşam sudan çıkmıştır. 

Yaşam sudan çıkmıştır. Tüm yaratılış mitleri evreni ve yaşamı suyla suda başlatır. Başlangıçta su vardı denir. Su, Ana Tanrıçadır. Su yaratıcı potansiyelin kaynağı, pek çok kültürde doğurganlığın, ana rahminin sembolüdür. Annelerin annesi su annenin en güzel ve en ürkütücü özelliklerini de bir arada taşır. Hint mitolojisinde suya verilen ad annelerin en yücesidir. Miletli Thales bütün varlıkları doğuran sudur der. Eski Türklerde Ak Ana ‘nın içinde kaybolduğu su, canlı bir varlıktır, yaşar, yaşlanır. Şamanizmin başlangıcından geç dönemlere kadar su çok kutsal bir ruhtur.    Su’da iyi kötü biradadır; doğum, ölüm, can alma can verme, su hem sıcaktır hem soğuk. Ruhsal enerji de buna paraleldir. Kontrol altında akan, sakin sular, yatağında seyreden, olumsuz sürprizlere yer vermeyen yaşamları, taşkın coşkun sular ise tehlikeleri, sel su baskınlarını temsil eder. Su ile temas yaşam kaynağı ile ilişkiye geçmektir. Şekilsiz olan su yeni şekillenmeler doğurur. Biçim olan her şey suların üzerinde ortaya çıkar ve sulardan kopar. Başlangıçta cinsiyeti belli olmayan su dişil ve doğurgandır ve erili içinde barındırır. ‘’erkek-baba’’ kadın-ana’dan henüz ayrışmamış, içinde yüzmektedir. Bu ayrışma olmadan kadın-ana’nın mutlak egemenliği söz konusudur. Su dişidir. Yaşam başladıktan sonra toprağın verimliliği suya muhtaç olur. ‘Islaklık’ doğurgan doğanın, yani dişil ilkenin özelliğidir. Su doğuma, yeniden doğuma olanak verir.  Doğanın doğurganlığı ıslaklığı ile doğru orantılıdır. Su suyu çeker. Erkeğin ıslaklığı yani menisi kadının nemli içine bağlı ve bağımlı olacaktır. Çocuk suların birleşmesi ile oluşacaktır. Kadın çocuğu bir sıvı kesesinde taşıyacak sudan doğuracaktır.  Su tek ve bütündür, evrendeki her madde gibi.

 Bütünden kopan suyun bakteri üretmesi, kuruması, bozulması nasıl doğal ise, bütünden kopan kadınların da ana dişil özellikleri ıslak ve su olma halleri zedelenir. Modern toplumlarda kadınlar bu bütünlüğün farkına varmadıkça suları bakterileşecek, zehirlenecek, kuruyacaktır. Bu da Doğa Ana’nın bereketsiz, kurak ve küskün olmasını sağlayacaktır. Kadınların her üzüntüsü ana su ruhu ile bağlantılı olduğu için O’nu üzecek O’ da dünyayı cezalandıracaktır…’’

Aralıksız okuduğu kitabı çalan kapı böldü.  Şükriye Teyze elinde helva ile gelmişti. Kızım seni merak ettik, mevlide gittik biz camiye bak bunu da sana aldık helva sıcak sıcak yersin hadi kızım kolay gelsin dedi Şükriye Teyze,  Bahar teşekkür etti,  tarçın kokan helvayı yemek için sabırsızlanıyordu.

Bahar’ın maceraları - 2


BİR ADA MASALI- 2

 

 

Martıların susmadığı güzel bir sabah, Bahar üzerinden hala atamadığı tatlı tedirginlikle alışmaya çalıştığı evinin terasını yıkarken kapı çaldı. Şükriye Teyze yüzünde oldukça meraklı bir bakış ile merhaba diyordu, karşı komşuydu. Yazları torunlarının okullarının kapanmasından birkaç hafta önce gelir, okullar açıldıktan bir süre sonra giderdi. Bahar’ın ayaküstü kibarca ifadesini alıp içi Bahar’dan yana ferahladıktan sonra ocakta yemeği olduğunu söyleyerek ve Bahar’a her zaman bir sesleniş uzakta olduğunu hissettirerek evine döndü. Şükriye Teyze bir anneanne ya da bir babaanne hissi vermişti Bahar’a. Bahar babaannesini ve anneannesini kaybedeli çok olmuş, üvey annesi ile zor bir yaşamı olmuştu. Ona anneanne hissi veren bir komşu, bu inanılmazdı.

Güzel havada biraz yürümek çarşıda işlerini halletmek için Bahar kendisini dışarıya attı. Kulaklıklarını tam takmıştı ki karşı evin balkonunda ki teyze ile selamlaştı. Madam Fani Bahar’a Şükriye Teyze’den sonra en yakın komşuydu. Giriş kat balkonunda oturur vaziyette olduğu ve tek başına yaşadığı için Şükriye Teyze’den çok daha uzun bir tanışma merasimi yaşadılar. Madam Fani son derece tatlı, konuşkan, meraklı, anaç biraz da hastalık hastasıydı. Ara sıra çarşıya çay içmeye, yüzmeye ve sinagoga gider onun dışında evinden pek çıkmazdı.  Çarşı’ya indiğinde elektrik parasını yatırmasını rica ederek Bahar’a parayı ve faturayı vermişti. Bahar bir anneannesi daha olduğunu anlamış ve gittikçe kendisini daha iyi hissetmeye başlamıştı.   

     Az biraz yürüdü ve küçük avlusunda yüksek sesle Stratos Dionisiou’nun ‘O Paliatzis' (eskici) adlı şarkısını hafif bir hüzün eşliğinde dinleyen Madam Destina ile tanıştı. O avluda nice güzel müzikler ve hiçbir meşhur meyhanede bile yemediği kadar lezzetli mezeler eşliğinde derin dertleşme seansları yaşayacağını henüz bilmiyordu. Madam Destina Notre Dame de Sion Lisesi son sınıftayken derste ben Meryem’in çiçeği koklayarak hamile kaldığına inanmıyorum diyerek okuldan atılmış, son derece fırlama, zıpır, güzel ve melek gibi kalbi olan bir kadındı. Çok varlıklı olan eşi 6-7 Eylül olaylarında Atina’ya gitmiş, Madam’ı küçük kızı ile oldukça zor şartlarda burada bırakmıştı. Bahar hikâyenin devamını çok rakı sofrası sonra öğrenecekti. Bahar çarşıya gitmek için ayrılırken Madam ona: ‘kızım, akşama işin yoksa az fava, tarama ve çirozum var gel beraber yiyelim dedi. Bahar teşekkür etti, başka sefer diyerek yürümeye devam etti.  Bahar anne şefkati hissettiği sevgi dolu komşularla bir adada yalnızdı. Ama böyle yalnızlık dostlar başına diye düşündü. Çarşıda işlerini bitirip biraz yürüdükten sonra eve döndü. Madam Fani’ye elektrik dekontunu ve yaptıklarının özet bilgisini verdikten sonra evine girdi.

Bahar geçen günler içinde, cem evi toplantıları, Karadenizliler geceleri, Erzurumlu komşular, Diyarbakırlı komşular, Sivaslı komşular, Hatay mezeleri derken adanın aslında İstanbul’un, dolayısıyla Türkiye’nin bir ‘mikrokozmosu’ (minik evren) olduğunu bir kez daha yaşayarak görecekti.  Adayı eskiden de bilen Bahar bu büyülü mikrokozmosun içinde ne kadar dingin ve dinç hissettiğini fark ederek şükretti.

Evine, hiçbir insanın bir ‘ada’ olmadığından, mikro ve makro kozmos lardan bahseden kitapların, özellikle de bulduğu için şaşkınlık içinde olduğu ‘Dişiliğin antropolojisi’ adlı kitaba heyecan içinde kavuşmak istiyordu.

Kitap antropolojinin temel sorusundan bahsederek başlıyordu. ‘İnsan nedir? ’, ‘insan nereden geldi? Nereye gidiyor?’, mitoloji de aynı sorulara yanıt arıyordu. Mitoloji ve antropoloji benzerliğini anlatıyordu kitap. İnsanı mitolojik olarak tanımlıyordu.  Modern insanın hep bir mitin içinde olduğunu, mit’in bir anlamlılık ihtiyacı olduğunu anlatıyordu. Modern insanın dünyanın anlamı dediği ve aslında mitoloji örgü kalıplarında oluşturduğu şeyin, kendi kurgusu olduğunun farkına varmakla onu bastırmak ve unutmak arasında gidip geldiğini debelendiğini anlatıyordu kitap. İllüzyonunun arkasındakini görmek ama yine de gerçek imiş gibi davranmak, kendi uydurduğuna kendi inanmak olarak tanımlıyordu kitap modern insanın durumunu.   

Kitap ilginç bir şekilde devam ediyordu.  Günümüzde satirler, Pan, uçan halılar, sihirli değnekli periler, ağzından ateş çıkan ejderhalar, insan yiyen devler, cinler, dünyayı omuzlanan Atlas, Zümrüd-ü Anka, Şahmeran, Hızır, Lokman Hekim, Zeus, Dionysos, Prometheus, Medusa, Deli Dumrul artık yoktu. Her ne kadar bunlar sadece çocuk aklının ciddiye alabileceği hayal ürünleri ise günümüz insanın zihin modelinde bu kavramların yerini alan tüm kavramlar da o hayal ürünleri kadar mitolojiktir diyordu kitap. Yani tüm bireysel ve toplumsal yaşam görüşleri, hatta bilimsel gelişmeleri ve aydınlanmayı da mitolojinin bir parçası olarak tanımlıyordu bu kitap. Ve savunuyordu ki insanlar, Tanrı’ların ataların, kahramanların yaptıklarını yapmak zorundadır. Mit in görevi ise bütün efsanelerin ve insan davranışlarının örnek modellerini ortaya koymaktır. ‘İnsan kendi dünyasını kendisi oluşturur’ bunun bilincine varması bir işarettir diyordu kitap.  Hiçbir insan ada değil diyen kitap daha sonra hiçbir kültür insanlık bütünü içinde bir ada değildir diyordu bu sevimli kitap.

Bahar bunu küçük bir mikrokozmos olduğunu her an hissettiği Hayrullah’ın (evin küçük oğlan kuşu) muziplikleri ile şenlendiği bir adada okuyordu. Bahar kendisine güzel bir çay demledi ve bilinç ve dişilik bölümlerine geçti sabırsızca.    

DİŞİLİK VE BİLİ

Asıl olan bütün olandır’ diye bir alt başlık vardı, Bahar oradan devam etti kitaba.   Ana bütün, dişil ilkedir yani Ana Tanrıça ‘dişil ilke’dir diyordu kitap. Yani nasıl bir anne hem erkek hem kız bebek dünyaya getiriyorsa, dişil olan doğada da ana kaynaktır. Dişil doğa hem dişili hem erili barındırır.  Dişil bilinç, kaynak ile ana merkezle bağlantılı bilinçtir. Ancak varoluşu için dışarı doğru bir eyleme ihtiyacı vardır. Bu eylem, ana merkezden doğan, dışa açılımlı ‘eril bilinç’ in doğumu ile mümkündür. ‘Eril ilke’ dişil ilkenin dünyevi oğludur bu durumda. Eril ilke eril bilinci oluşturur. Yani her eylem ana bütün içinde olup biter. Bilinçli olmayan dişil ilke eril ilkeyi doğurur. Başlangıçta o kadar etkin olmayan eril bilinç, ana bütünden ayrışmış, ve en az onun kadar güçlü hale gelmiştir.  Tek tanrılı dinler, bilimsel teknolojik gelişmeler derken ‘dişil doğa’ ‘eril bilincin’ denetimine girmiş ve işler karışmıştır.

Örneğin ‘tarih’ bilinçlidir ve eril bilincin tarihidir. Doğanın döngüsel zaman modelinin tersidir. Doğa’da her şey doğar, gelişir, ölür ve yeniden doğar. İlkbaharda canlanan doğa, bir sonraki baharda canlanmak için tekrar ölümü yaşayacaktır. Bahar’da her şey yeniden yeşerir yeniden canlanır, yeniden doğar.  Bu döngü hep tekrarlanacaktır. Başı sonu belli olan bir çizgi olan tarih bilincin tarihidir.  

Doğa doğurur.  Doğumun ustası olan kadın doğurgan doğanın, suyun, toprağın bütün özelliklerini taşır. Ana Tanrıça’nın, Toprak Ana’nın,  egemen olduğu dönem anaerkil dönem dişil doğanın eril bilincin denetimine girmediği dönemleri anlatır.

Modern insan bütünlükten, dişil doğadan, dişil ilkeden ve Ana Tanrıçadan bağlarını koparmış ve bocalamaktadır, mitoloji ve antropoloji teorileri Ana Tanrıça ruhuyla bağlantı kurmanın öneminden, yollarından, büyüsünden ve sırlarından bahsediyordu diğer bölümde…

Bahar heyecanla bu bölümü okumaya tam başlamıştı ki kapı çaldı. Şükriye Teyze, Yalova’dan gelen ablasıyla evde yalnız olduklarını, çay demlediğini gündüz misafirleri için hazırladığı kısır ve börekten tatmasını istediğini söyleyerek Bahar’ı evine davet etti. Bahar kitabı ters çevirerek terlikleriyle karşı komşusunun evine geçti.

Şükriye teyze, birkaç gün misafir olarak kalacak Yalova’dan gelen ablası Nurten Teyze ve Bahar nefis börek, kısır yaprak sarması ve biber dolmasını çay eşliğinde içip sohbet etmeye başladılar. Bu hepsi için kaçamak ve eğlenceli bir akşam yemeği oluyordu.    

Nurten Teyze başladı yakınmaya, evlenmeyen Bahar yaşlarındaki büyük kız torunundan bahsetti, Bahar’a da gönderme yaparak.  Torunu yurt dışına yüksek lisans yapmaya gitmiş.  Oku, oku nereye kadar kızım? Bak benim torun koca beğenmiyor, tutturdu yurt dışında okuyacağım diye, bu işin sonu yok kızım dedim ama dinlemiyor dedi Nurten Teyze.  Şükriye Teyze lafa girdi, kızım artık erkekler kadın gibi kadın bulamıyorum, kadınlar da adam gibi adam yok diyip geçiyorlar. Bu nasıl bir devirdir dedi? Eskiden kadın kadınlığını, erkek erkekliğini bilirdi dedi Şükriye Teyze. Bahar, evet roller değişti biraz eski roller kayboldu galiba dedi. ‘Peki kadın olmak nasıldı?’ ‘yani nedir bizim bilemediğimiz?’ diye sordu Bahar. 

Kızım bizim zamanımızda kadınlar pek çalışmazdı, evi çekip çevirir, çocuklarla ilgilenir, çarşıya pazara koşar, evi temizler çiçek gibi yapar, konu komşu gezmelerine, çaya kahveye gider, dikiş-nakış yapar, örgü örerdi. Evin erkeği gider para kazanır akşam eve gelirdi. Sizin kuşakta kadınlar erkekleşti valla ben torunlarıma da söylüyorum. Her şey kadında başlar kadında biter kızım. Ne zaman ki kadınlar erkek gibi oldu, denge bozuldu. İki erkek birbirini ne yapsın adamlar da kadınlaştı. Kadın da şimdi çalışıyor erkek gibi bu adamı niye çekeyim diyor.  Kadınlar değişmeden bu düzen değişmez kızım. 

Biten çayları bu sefer Bahar tazeledi. Son demi son bardakları içiyorlardı. Bahar son bardak bitince kalkacaktı. Son demler yudumlandıktan ve Bahar izin istedikten sonra Nurten Teyze kapıda: ‘kızım, kadın dediğin almasını bilir, erkek de vermesini’ siz hiçbir şey bilmiyorsunuz dedi. Şükriye Teyze, Bahar kızım yarın Belediye Başkanın annesinin mevlüdü var istersen beraber gidelim dedi, iyi geceler Allah rahatlık versin diyerek uğurladılar Baharı… Bahar teşekkür etti ve evine döndü…

Bahar'ın Maceraları- 1


BİR ADA MASALI

İnsanların bütünlükten koptuğu zamanlardı. Bahar 30 yaşına girdiği o sarsıcı yılın büyülü bir Mayıs günü kendini bildiği en güvenli sığınağa adaya atmıştı. Akşam vapuruna anca yetişmiş nereye gittiğini bilmiyor sadece yürüyordu. Mayıs ortalarıydı ama hava kararınca epey soğuk olmuştu. Adanın arkasına ormana doğru gidiyordu. Bir tahta levha üzerinde bir pansiyon tabelası gördü ve aradı. Pansiyondaki görevli genç Bahar’ı almak için gece lambası olan yere kadar geldi. Işıksız yolda köpekler ve karanlık yolu bulmasına engel olabilirdi çünkü. Pansiyona vardılar, pansiyonu bekleyen neşeli iki genç ile bir çay içip odasına yerleşti. Üşüyerek ama mutlu bir şekilde uyuduğu ahşap antika eşyalarla dolu odada sabah uyandığında büyülü bir bahçedeydi. Tam olarak bir büyülü bahçenin içinde uyandı. Ağaçlar, güller, orman, martılar ve uzaktan gelen dalga sesleri doğru yerde olduğunu söylüyordu. Ne yapması gerektiğini uzun zamandır bilmeyen Bahar kendini sadece onlara bırakmaya karar verdi. Daha iyi bir seçeneği yoktu zaten. Ertesi gün yürüyüş yaparken eski bir adalı tanıdığına rastladı. Bir kahve içtiler yol üzerinde, hasret giderip sohbet ettiler. Tanıdığı annesi ve babasını rahatsızlığından bahsetti. Dertleştiler. Annesi ve babası için 1 yıl için eşyalı bir ev kiraladığını, parayı peşin verdiğini fakat bu rahatsızlık dolayısıyla annesinin ve babasının eve gelemeyeceğini söyledi. Anlaşma gereği parayı da geri alamayacağını söyleyen bu hoş hanım, bir anda sen bu evde oturmak ister misin dedi? Yoksa boşa gidecekti zaten.  Bahar evrenden o sabah büyülü bahçede adadan bir ev istediğini hatırladı. Kadın, Bahar’a üzerinde adres yazılı olan anahtarı bıraktı ve vapura yetişerek karşıya geçti. Bahar, ormana yakın bu evi buldu. Pansiyondan ayrıldı, Pangaltı’da kaldığı arkadaşının evinden bir kaç çanta eşyasını alıp adadaki eve yerleşti.

Bu esrarengiz evde kahve fincanlarından, bira bardaklarına, antika büfenin içinde tabak takımlarına kadar her şey vardı. Bir de bir kütüphane dolusu kitap ve süs eşyası. Bahar orman kenarındaki bu yeni eve ve bu duruma alışmaya çalıştı uzun bir süre. Günler geçiyordu. Her şeyden uzaklaşmak isteyen Bahar için harika bir ortamdı ama bir tedirginliği vardı yine de. Bahar kitaplıktan rastgele aldığı bir kitabı okumaya başlamıştı. Okumak biraz iyi geliyordu. Bu bir romandı, romanda kendisine benzeyen bir kız vardı ve bu kıza hayatının o döneminde 2 hocanın rehberlik edeceği anlatılıyordu. Biri evrenin gizli müziğine ayak uydurarak dans etmeyi öğreten bir kadın, diğeri ise korkuları yenip 5 duyuyu birden kullanmayı öğreten bilge bir erkek. Kadın ay töresini, erkek büyücü ise güneş töresinin öğreticisiydi. Bahar sanki o an romandaki kızın yerine koydu kendisini. Bunu bir mesaj olarak kabul etti. Böyle 2 hocası olsa ne güzel olurdu. Ama orada martılar, kumrular ve ormanla baş başa esrarengiz bir evdeydi. Sokaktan tek tük geçen birileri dışında çok insan olmayan bir yerdeydi. Zaten insanlarla da pek görüşmek istemediği bir dönemdi.

Bahar’ın mutfak penceresinin önünde bir kuş yuvası ve orada yaşayan çok tatlı sevişen bir çift güvercin vardı. Bir sabah Bahar yeni bir yavru kuşun doğumu ve anne babanın sevinci ile uyandı. Bu yeni doğan kuşun adı Hayrullah olacak ve Bahar’ın en yakın arkadaş olacaktı. Hayrullah bebekliğinden itibaren çok farklı bir kuştu. Çok neşeli, muzip, yaramaz, afacan fakat çok sevgi dolu ve tatlıydı. Büyüdükçe bu özellikleri artarak çoğaldı. Bahar o kuş ailesi orada yaşadığı sürece o evde kalacağını henüz bilmiyordu. Özellikle de Hayrullah.                        

Bahar, Hayrullah ve sürekli genişleyen büyük ailesiyle yeni evine alışırken bir gün büfenin alt bölümündeki dolapta temizlik yaparken eski bir kitaba rastladı. Kitabın adı ‘DİŞİLİĞİN ANTROPOLOJİSİ’ idi. Kitap Türkçe yazılmıştı.  Daha önce kim oturmuştu bu evde, bu kitaplar kimlerden kalmıştı bilmiyordu aslında çok da merak etmiyordu. Sadece ona muhteşem ortamı bıraktıkları için onları da evi ona bırakan eski tanıdığını da sevgiyle andı. DİŞİLİĞİN ANTROPOLOJİSİ oldukça kalın, eski püskü, eski kitap kokan tozlu bir kitaptı. Bahar evin en sevdiği köşesi olan cam kenarına geçti bu kitabı heyecanla okumaya başladı. Kitap dişiliğin tarihi ile başlıyordu.      

 Bir yer varmış ki Konya ovasında bize anaerkil yaşantıyı anlatıyormuş.  Anadolu’da, gerçek dişi kadınların var olduğu ‘anaerkil’ toplum dönemi M.Ö 8000 yıllarına Çatalhöyük’e dayanırmış. O devirde hırs, aç gözlülük, komşunun kadınına ya da toprağına göz dikmek yokmuş. Çatalhöyük- neolitik çağ köyü ‘dişi enerji’ kullanımını bize çok güzel resmetmiş. M.Ö 8000-10000 arası Anadolu’nun Konya ovasına bakan bölgesinde kurulmuş Çatalhöyük’te bulunan el yapımı heykelciklerde TANRIÇA figürü dişi enerjinin ve KADIN’IN öneminin ipucunu vermiş. Kazılardan anlaşılan, o dönemde giydikleri kıyafetler, kumaşlar, evlerinin düzenlenmesi, ruhsal ayinler ve gündelik yaşam zamanın döngüleri üzerine kurulmuş. Kadınlar ayın döngüsüne bağlı olarak regli olurlarmış ve bu çok kutsanırmış. Kadın, ay ve toprak bağı çok kutlu imiş. ANA TANRIÇA ruhu çok saygı görür O’ da insanlara bunu karşılığını mutlulukla verirmiş.  

AY EVLERİ

Her hanedeki regl olan kadın ve kız çocuğu ay evi adı verilen eve gelirmiş. Regl dönemi boyunca ay evindeki kadınlara hizmet, rahatlatıcı masaj ve dönemin en kıdemli ve bilge kadını tarafından eğitim verilirmiş. Bu aylık döngünün kutsanması, doğayı, kendini, akışı reddetmemeyi, döngüye teslim olmayı öğretiyormuş aslında.

Eğitim şu konuları içerirmiş.

·         Erkekleri tanımak

·         Hamilelik, hamile kalma süreci

·         Kadınlık

·         Dişilik

·         Annelik sanatı

·         Enerjiyi kullanmak

·         Kendi duygusal gücünü yönetmek ve bunu toplumun refahı için kullanmak

Kadının duygusal, ruhsal, zihinsel ve bedensel olarak mutlu olmasının önemi toplumun temel kanunuymuş. Bunun evrensel güçleri harekete geçirdiği,  toprağın ve iklimin bereketli ve olumlu olmasını sağladığı tüm toplum tarafından bilinirmiş. Kadınların mutluluğu, bereket anlamına gelirmiş.

 

 

GÜNEŞ EVLERİ

Devrin erkekleri ise güneş evinde eğitime alınırmış. Kadınları ay evine giden erkeler güneş evine gelir ve devrin en bilge erkeği onlara eğitim verirmiş.

Eğitim konuları şöyle imiş:

·         Kadınları duygusal, zihinsel, ruhsal ve bedensel olarak mutlu etmek

·         Onları nasıl koruyacakları

·         Avcılık sanatı

·         Çiftçiliğin püf noktaları

·         Baba olmanın incelikleri

Gerçek erkek kadını mutlu eder ise bolluk ve bereket enerjisinin geldiğini bilirmiş. Erkek,  toprağın bereketini, fiziksel gücü ve bilgisiyle eker, biçer, toplar,  işler- yiyecek haline getirir- kadına sunar, kadın ise yiyeceği alır, mutfağa girer, pişirir, hazırlar, sevgiyle erkeğine ve çocuğuna sunarmış. Dişi olmanın gerçek bir dönüştürücülük olduğu bilinirmiş. Anadolu motifi olan KYBELE doğa,  verimlilik, canlılık, bereket ve toprağı çok güzel simgelermiş. Her hanede regli olan kadının ay evine gitmesi hormonel döngülerini ve dişi olmayı, erkeklerinde güneş evlerine gitmesi cesaret ve çalışkanlıklarını onurlandırır, kutsar ve kutlarmış.

Bahar kitaba ara verdi. Daha önce okumaya başladığı romana geri döndü. Orada da ay ve güneş törelerinden bahsediliyordu. O zaman ay ve güneş töresinin ne olduğuna bir anlam verememişti. Şimdi yavaş yavaş anlıyordu kendisi kadın olmanın ne demek olduğu bilmiyordu ve tam da bunu öğrenmek için bir okul ortamına yerleştirilmişti.  Bir de hocalarını bulsa tam olacaktı. Dişi olmak ne demekti? Bunu kendisinin de bilmediğini fark etti. Nasıl olacaktı bu? Kitabı heyecanla okumaya devam etti. Bu arada Hayrullah git gide büyüyor, çapkın bir delikanlı kuş oluyordu…     

9 Nisan 2014 Çarşamba

Türk Kozmogonisinin Davula Yansıması: Şaman Davulunda Evren ve Dünya Algısı

GİRİŞ


Dünyayı ve evreni anlamaya çalışmak insanlık tarihinin en eski konularındandır. Geçmişte de günümüzde de insanlar farklı şekillerde dünyayı anlamaya ve ruhani dünya ile temas kurmaya ihtiyaç duyarlar. İnsan var olduğundan beri evrenin nasıl, ne şekilde hangi maddeden ve neden yaratıldığını düşünmüş, yarattığı kozmogonik mitlerle bu sorulara yanıt aramıştır.  Kozmogoni, kozmolojiden farklı olarak evrenin yaratılış ve varoluşu hakkındaki bilimsel bilgilerin dışındaki halkın bilincinde ve kültürel dünyasında var olan evrenin ve insanın doğuş, yaratılış ve var oluş hikayeleri, kutsal başlangıcın, kökenin anlaşılması için insanlığın yarattığı düşünce ve tahminlerin gizli bilgilerin öyküsüdür. Kozmos,  düzenin başlangıcı olduğu için kutsal kabul edilir ve düzen başladığı için kaosa karşı bir oluşumdur. Bu oluşumda bir başlangıç hikayesi mutlaka gereklidir.  Pek çok mitolojik öyküde ‘kutsal başlangıç’ olarak da kabul edilen kökenin bilinmesi insanların başlangıçtan sonra oluşturacakları mitleri etkilediği için önemlidir. (Bayat, 2007) Bu çalışmada, Türk kozmogonisi ve şamanlık bağlantısı ve bu algının şaman davulundaki tezahürlerini incelemeye çalışacağız.      
Dünyayı ve evreni algılamada şamanlık önemli bir yere sahiptir. Şamanlık inancına göre bütün felaketler fizik dünyamızla metafizik dünya arasındaki bağın kopması ve dengenin bozulmasıyla baş verir. (Bayat, 2010:155) Şamanlar dünyada bu dengeyi sağlamaya çalışan görevliler gibidir. Bayat, gerçek âlem ile görünen ve görünmeyen diğer dünyalar arasındaki sınırın ve farkın insan bilincinde olduğunu söyler. (Bayat, 2010) Şaman bir bakıma gökyüzü ile yeryüzü arasında bir elçi, bir aracıdır. And, Mevlevi sema ayinlerinde, semazenlerin sağ ellerinin göğe doğru yukarı, sol ellerinin ise toprağa aşağı doğru olmasını bu aracılığa benzetir. (And, 2002)
Buryat efsanelerindeki şaman kökeni de bu bağlantıyı destekler. Buryatların inancına göre Tanrı önce insanı yaratır, insanlar mutlu bir şekilde yaşarlarken, kötü ruhların hastalık ve kötülük yaymaya başlaması ile zor duruma düşerler. Tanrı bunun üzerine insanlara yardım etmesi için yeryüzüne şaman göndermeye karar verir. Şaman olarak bir kartal gönderir. İnsanlar kartalın dilinden anlamazlar. Bunun üzerine kartal geri döner. Tanrı bu sefer kartalı insan şeklinde dünyaya geri gönderir. Kartal, bir ağacın altında uyuya kalmış bir kadın görür, bu kadınla olan beraberlikten ilk şaman dünyaya gelir. (Çoruhlu, 2011)
Şaman, ruhlarla iletişimini, diğer dünyalara seyahatini davulu aracılığı ile yapar. Davul bir şamanın olmazsa olmaz bir aletidir. Ayna, tüm evreni yansıtabildiği için, o da şaman için davul kadar önemli bir aksesuardır. Biz bu çalışmada şaman davulunu ve simgelerini incelemeye çalışacağız.  Şamanın dünya ve evren algısı, kozmogonisi, dünya görüşü davuluna yansır ve şamanlık simgelerinin büyük çoğunluğu davulda görülebilir.  Şaman davulu aracılığı ile diğer dünyalara seyahat edebilir, öte dünya ile iletişim kurabilir, bu seyahatten bilgi ve güç alabilir. Şamanlar, gövdelerini terk eder ve davullarına binerek, görünür dünyanın ötesine giderler. (Bayat, 2006) Şaman bu seyahatleri bulunduğu yerde ve o anda yapar. Her şey oradadır.
Şamanların insanların kutsal alem ve ruhlarla aracılık yaptığı ve metinlerinde sözü geçen kutsal alemin ve ruhlarının gerçekte var olup olmadığının bir önemi yoktur. Önemli olan bu uygulamaları yapan halklar arasında hastaların iyileştirilmesi, toplumun düzen ve ihtiyaçlarının giderilmesi, törenlerin yönetilmesi gibi uygulamalarda bu algının somut tesirinin ortada olması ve yaşanmasıdır. (Bayat, 2006) Günümüzde popüler müziğin temsilcisi sanatçılar çağımızın modern teknik ve elektronik bilgisini eski dönemlerin doğa ile barışık bilge ruhu ile buluşturan çalışmalar yapmakta, dünyayı şamanlar gibi algılamaya çalışmaktadır.[1]
Bu çalışmada Fuzuli Bayat, Bahaeddin Ögel, Yaşar Çoruhlu, Özkul Çobanoğlu, Pervin Ergun, Jean Paul Roux, Mircea Eliade gibi araştırmacıların kaynaklarından derlediğimiz kadarıyla kısaca Türk kozmogonisi, bunun davula nasıl yansıdığı, davulun yapımı, işlevi ve türlerini ana hatlarıyla belirtmeye çalışacağız.

1.     Türk Kozmogonisi


             Şaman kültürünün ve felsefesinin temelinde insan ve tabiatın uyumu, tüm kozmos, dünya, insan, bitki ve hayvan aleminin bir bütün olduğu düşüncesi yatar. (Bayat, 2006)
Milattan on binlerce yıl öncelere dayanan bir inanç olan Şamanizm, Orta Asya, Kuzey Asya, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avustralya yerlilerinde, Endonezya'da, Güneydoğu Asya, Çin, Tibet ve Japonya'da görülmektedir. Orta Asya’da şamanların çeşitli adları vardır.  Oyun, demirci, bakşi, perihon, molla, bübü, odagan, kam kullanılan kelimelerdendir. Şamanların Orta Asya’da pek çok çeşit farklı adından biri Yakutların (Sahalar) kullandığı ‘oyun’ kelimesidir. Metin And, Oyun ve Bügü adlı kitabında, oyun kelimesinin çeşitli anlamları ile şamanın büyüsel törenlerinin örtüşmesinden söz eder. (And, 2002) Şamanlık doğayı ve tüm dünyayı gösteri, ritüel ve ibadet yeri olarak kabul eder. Orman, dağlar, nehir, göl, kayalar bu gösterilere sahne olabilir. (Bayat, 2010) Bu törenlerde şaman dans eder, ses ve çalgı aletleri ile müzik yapar. Bu çalgılardan olmazsa olmaz olanı davuldur. Bir hastanın başıboş ruhunu araştırarak sağaltmak, bunun için öteki dünyaya göç etmek ve bilgilere ve cevaplara ulaşmak bu somut sonuçları gerçekleşmekte rol oynar. (And, 2002: 89)
Şamanlıkta ‘oyun’ felsefesi, Huizinganın oyun kuramı ve Homo Ludens oynayan insan- düşüncesine benzetilebilir. (And, 2002)  Oyun felsefesinde, şamanın öte dünya varlıklarına benzemesi, kendini tiyatro aktörü gibi role sokması yatar. Şaman don değiştirerek kuş olur, ayıya dönüşür, şaman dans eder ve adeta ruhlarla bir oyun oynar.  Bu, şamanın öteki aleme girebilmesi için, başka bir dünyanın oyuncusu olması gerekir şeklinde yorumlanabilir. Bunun için kostümü, şaman giysisi ve davulu baş aksesuarıdır. Aynı zamanda davul, şamanlıkta vecd haline geçmek yani transa girmek için önemli bir tekniktir. (Bayat, 2006) Şaman bu sayede, yani başka bir boyuta geçerken kostüm de değiştirerek,  ‘kutsal alemin ruhları ile, insan aleminin varlıkları arasında bir köprü’ olabilmektedir. (Bayat, 2006:150)
            Şaman inancına göre bilginin kaynağı başlangıca tanıklık yapmış olan öteki dünyadır. Bu bağlamda şaman yaptığı kozmik seyahat ile bu bilgiye ulaşıp insanlara ulaştıran, evrendeki maddi alem ile ruhlar dünyası arasındaki ilişkiyi anlama aracıdır. (Bayat, 2006)
            Bir Soyot şiirinde şu şekilde ifade edlmektedir: (Ertekin, 2008)
Deri kaplı davul, karşıla isteklerimi
Oradan oraya taşı beni bulutlar gibi
Alacakaranlığın ülkelerinden
Ve kurşuni gökyüzünün altında
Süpür dur rüzgar gibi
Aşarak dalgaların doruklarını

Türk Şamanlığının esası Fuzuli Bayat’a göre Türk mitolojisinin dayanağı olarak Şamanların özel olarak geliştirdiği ruhlar ve ruhlar dünyası ile ilgili olan inanışlardır. (Bayat, 2006).  Bu bağlamda Türk mitolojik sistemindeki evren tasarımı ile şaman kozmogonisi örtüşür.
Bayat, ‘şaman kozmogonisi’ terimini kullanarak yukarı, aşağı, orta olarak ayrılan 3’lü bir dünya algısından söz eder.  Bu çerçevede, Asya Şamanizm’inde üç âlem söz konusudur: Yer, yeraltı, Gök.  Evrenin üç tabakadan oluşması, her tabakanın çeşitli katmanlardan oluşması ve bu katlarda ruhların bulunması Türk mitolojik sistemi ile şaman kozmogonisinde kesişen unsurdur. (Bayat, 2006) Bu katlar, 7 veya 9 kat şeklinde de düşünülür. (Bayat, 2006) Örneğin yeraltının 7 kat olduğuna, günümüzde de ‘utançtan yerin 7 kat altına indim’, ‘yerin 7 kat altına inse de bulurum’ gibi sözlerin temelinde buradan geldiği düşünülebilir. Kam efsanelerinde kamın davulu üstünde 9 kat gökte uçtuğu anlatılır. (Ermetin, 2009)

9 KAT (7 KAT)
GÖK
   YER
  YER ALTI
    7 KAT  (9 KAT )
Şaman, bu üçlü kozmik yapı arasında onları birbirine bağlayan bir direkten yararlanır ve kozmik seyahatini onların arasından açılan deliklerden yapar. Ve bu seyahati davuluna binerek yapar. Davul, 3 bölgesi ile Gök, Yer, Yeraltı, bu ‘mikro kozmos’ u simgeler. Şaman esrime tekniği olarak önemli yere sahip olan davul, şamanı yeraltına dünyasına indiren ve göğe çıkaran bineği, bazen atı, bazen kanosudur. (Bayat, 2006)   
Yerin ekseni, tüm mitolojilerde dünya inançlarında cennet ve cehennemi, dünyanın çeşitli katları ile birbirine bağlayan ve kozmik seyahatların yapıldığı kanaldır. Yerin ekseni (axismundi) doğal bir varlık ya da insanlar tarafından üretilmiş bir obje olabilir. Bir dağ ya da ağaç doğal axis mundi (yerin ekseni) ye örnek olurken merdiven, çadır direği, ip ya da şaman davulunun arkasındaki tutanak insanlar tarafından üretilen eksen olup bu bağlantı görevini üstlenebilir. Bu eksen sayesinde bir katmandan diğerine geçilir, bağlantı kurulur ve kozmik bilgi elde edilir.
Şaman mitolojisinde amaç bu üç kozmik kuşağın merkezinden geçen eksenden faydalanmak ve bu kuşakları geçmektir. (Bayat, 2006) Bu kozmik seyahati şamanlar yapar. Bu anlamda şamanlar, toplumların binlerce yıllık kozmik bilgisini kuşaktan kuşağa aktarmakta, toplumla gizli dünya arasında da bağ kurmaktadır. Şaman bu bağlamda zaman ve mekan kavramlarını aşan kişidir. Şaman davulunda, dünyaları ve zamanları, zaman ve mekan kavramını da resmeder.

YERİN EKSENİ- ( AXIS MUNDİ )-                                KUTSAL AĞAÇ- DÜNYA AĞACI
 



DAVULUN ARKASI (ALTAY YÖRESİ)


DAVULUN YÜZÜ
 Sibirya- Altay  yeratı- gök
Şaman davulu kayın ağacından yapılır. Eski Türklerde kayın ve ardıç ağaçları kutsal sayılıyorlardı. Özkul Çobanoğlu, kayın ağacının kökleriyle “yeraltına”, gövdesiyle “yeryüzüne” ve dal ve yapraklarıyla da “gökyüzü”ne olan bağlantısından bahseder.
Bu ‘üçlü’ algı, Türk mitolojik sistemindeki gök, yer, yer altı algısı ile birleşir. Yaşam sembolü olan ve kutsalı belirleyen merkezi oluşturan axis mundi olarak bir “hayat ağacı” şeklinde algılanan “kayın ağacı”nın öneminden bahseder.  (Çobanoğlu, 2010)[2]
A. İnan’a göre her şaman ayin yaparken yanında kayın ağacı bulundururdu. Kamlar (şamanlar)  ağacı,  gökyüzüne ulaşmak için bir merdiven olarak kullanılıyorlardı.
Yakut ve Altay Türklerinde yaşam ağacına ‘dünya ağacı’ da denir. Eski Türk geleneğine göre, bu, Dünya’yı ortasından (göbeğinden) öte-âleme ve Demir-Kazık Yıldızı’na bağlayan, dalları vasıtasıyla şamanlara yeryüzünden yüksek âlemlere yolculuk yapma olanağı sağlayan bir ağaçtır. Buna Demir Ağaç da denir. Şaman geleneğine göre Dünya, ‘Göğün göbeği’  ile bu ağaç sayesinde irtibat halinde olup, bu ağaç ile beslenir. Anne rahmindeki bir bebek için göbek kordonunun anne ile ilişkisi gibi bu göbek de bir bağlantı noktasıdır. Dünya Ağacı, bu bağlamda yerin ekseni ve axis olup bağlantı noktasını oluşturan kozmik bir ağaçtır.
            Bu durumda kayın ağacından yapılan şaman davulunun arkasında bulunan tutanak ve davulun üzerindeki semboller axis mundiyi temsil etmekte, şaman axis mundi üzerine geçerek aşağı ya da yukarı seyahat edebilmektedir. Kayın ağacı ile Dünya ağacı (Hayat ağacı) arasında simgesel bir bağ bulunur. Hayat ağacı gök ile yer arasında bir bağdır. Kam da ayinlerinde ya göğe, ya yer altına inmektedir. Davulun kasnağı evren ağacından yapılmış olduğu için Kam davulu çalmaya başladığı zaman sihirli bir şekilde bu ağacın yanına, yani dünya merkezine fırlamış olur. Bu sayede göğe çıkabilir. (Eliade, 1999:200)



KARTAL               
                                                YERİN EKSENİ (AXIS MUNDİ)                                         
 

KUTSAL GÖK (SEMAVİ ALEM)

İNSANLARIN YAŞADIKLARI YER-
 YERALTI (ÖTE-ALEM)

                                GÖĞÜN GÖBEĞİ (YILDIZ)






                                                YERİN GÖBEĞİ                                                  









SEMBOLLER VE DAVULDAKİ SEMBOLLERİN İLİŞKİSİ


Şaman mitolojisi, dünya görüşü, düşünce tarzı, göçebe veya avcı toplayıcı hayatın felsefesi,  davula çizilen resimlerde ve şekillerde sembolleşmiştir.  Davulda korunmuş eski simgeler, Şamanlığın kökeni ve etkileşim alanını da ifade eder. Türk Şaman davulları hemen hemen ayrıntılarına bakmaksızın aynıdır. (Bayat, 2006) Davul,  simgeseldir ve sihirli işlevleri çoktur. Davul ile yapılan şaman ayinlerinin önemli bir özelliği dairesel oluşudur. Ayin, bir daire etrafında yapılır. Davul kozmosu, ölümsüzlüğü ve yeniden doğuşu temsil eder. (Eliade, 1999).

2.     DAVUL YAPIMI

 

Şaman hastalığından sonra adayın yeni statü almasıyla, giysisiyle beraber davulun yapılması şarttır (Bayat, 2006).
Ertekin, Mevlevilikte Şamanizm İzleri adlı kitabında şöyle anlatır. :
Ruhlar tarafından seçilen Kam adayı davulunu yapmak için usta bir Kam tarafından yönlendirlir. Usta Kam adayına içmesi için bir acı çay verir Bu sırada yaşlı usta şarkı söyleyerek ateşin etrafında dans eder. Büyük davulu çok hızlı çalmaya başlar, Kam adayının başı döner. Beyaz bir karga gen Kam adayının sol omzuna konar.Genç Kam, yaşlı adamın sesiyle karganın bir şeyler söylediğini duyar.Usta, karga aracılığı ile onu ruhunu serbest bırakması ve hayat ağacının basamaklarını teker teker çıkması konusunda cesaretlendirir.Bedeninden dışarı ayrılan genç Kam’ın ruhu ormana gider.Orada bir kurt vardı, kam adayı kurdu takip eder, kurt bir yerde durur. Orada tam 21 tane ağaç bulunmaktadır. Usta bu yerin doğru yer olduğunu fısıldar3 kere 7 21 eder der ve senin de davulun kenarlarını, tokmağını, ona doğru sesi veren iç kısmını yapmak için bu kadar oduna ihtiyacın var denir. Bu ağaçların olduğu yere iyice bak, yarın oraya gitmeliyiz.

Kam adayı, ruhu bedenine geri döndüğünde, ustasının ocak başında hala dans ederek şarkı söylediğini görür ve yorgun düşerek uykuya dalar. Ertesi gün ustası ondan trans sırasında ruhunun gittiği noktayı ve seçilmiş ağaçları bulmasını ister. Bu bir sınavdır. Eğer o yeri bulmayı başarırsa ustası ona bir davulun nasıl yapılacağını gösterir.
Davul yapımı için kullanılacak ağacın, temiz, zedelenmemiş, meskun yerlerden uzak mekanlardan temin edilmesi gerekir. Kam, kasnağın yapılacağı ağacın yerini doğrudan doğruya ruhlardan öğrenir. Davul yapmak için ağaç kesilmez, ağacın yaşamının devam ettirebileceği bir şekilde parça alınır. Yakutlarda- üzerine yıldırım düşmüş bir ağaç seçilir. Davul esasen kayın ya da sedir ağacından yapılır. 

Malzeme 3 gün içinde toplanır. Davul yapımı için gereken malzemeyi tüm kabile üyeleri, ya da Kam’ın en yakınları hediye eder. Daha sonra davulun üzerine resimler, şekiller çizilir.
Üstat Kam, genç Kam’a davulunu ve cübbesini verir. Genç Kam davulu koruyucu ruhuna takdim eder. Koruyucu ruh davulu gözden geçirir ve bununla ne kadar süre tören yapılabileceğini tesbit eder. Davul bazı kaynaklara göre önce göğe, sonra da Erliğe sunulur. Kurban olarak ona içki sunulur.
Kam kendi merasimlerinde kullanacağı araç gereçlerini, yani hırkasını, başlığını, maskesini, özellikle davulunu ve tokmağını kendisi yapmaktadır.
 Usta Kam daha sonra davulun çerçevesini yapar. Sonra kafası, kolları, ayakları olan tutacağı ve tını tahtalarını davula tutuşturur. Kıl sicim ile tını tahtaları çerçevenin etrafına sıkıca tutulur. Çerçeve de sicimle sıkı sıkıya bağlanır. Tokmağın her vuruşunda farklı sesler çıkararak çınlamaları için bu sicimlere demir parçaları takılır.

Davulun Kısımları :

Davul için 5 malzeme ağaç, demir, bakır, deri ve kıl sicim şarttır.

I.                    Davulun gövdesini, kayın ya da sedir ağacından yapılan kasnağı kaş teşkil eder.
II.                  Kasnağın (çemberi) dairesi 10 -12 karış, derinliği 14 - 22 cm. olur. İki başı kayışla bağlanır.
III.               Davulun büyüklüğü hem şamanın yaşına hem de şaman geleneğine göre ruhların isteği ile belirlenir. Genişliği 3-4 düğüm  (30-50 cm) olan esasen oval biçimli olabilir.


Radloff göre, davulun şekli az çok ovaldir. Anohin bunun yanında ayrıca yuvarlak davullardan da sözeder. Nitekim Şorlarda davulun her iki şekline rastlanır. Bunlarda tasvir edilen davulun çapı 76 santimetredir. Potanin ise, yalnız yuvarlak davullar gördüğünü yazmıştır.

 

DAVULUN İÇ KISMI (ARKA TARAF)


Davulun sesini sonsuza kadar şekillendirecek gücün yalnız kayın ağacında olduğu düşünülür. Ahşap saplar, kesişen şekilde dikey ve yatay olmakla davula bitiştirilir ve bu şekli ile kollarını yana yana açmış insan figürünü hatırlatır. Ölmüş eski bir Kam’ı, davul sahibi eski bir ruhu simgeler. Bir tür ‘davul sahibi’dir. Başı oval şeklindedir.
            Hiçbir şaman kendi arzusu ile davul yapamaz, bu ancak ruhların telkinleri ile olur, ve her şaman bir ruhun, ölmüş başka bir şamanın varisidir, davulun arkasındaki insan figürü bu ruhu temsil eder. Bazı şaman davullarında dikey atılan sapın üst kısmına insan yüzü tasviri konulur bu da sapın, davulun veya şamanın ruhunu simgeler. 2 küçük metal levhacık göz rolünü oynar. Bunlar şamanın uzağı gören gözünü, insan figürü de yardımcı ruhunu simgeler. Dörtgen şeklindeki levha sakalı, yürek şeklindeki levha kalbi gösterir.
Yüz üzerinde oyma olarak yapılmış kaş, burun, ağız, bazen sakal yapılmıştır.  Sapın üzerinde bazen Kam’ın kendisini simgeleyen bir insan resmi bulunabilir. Bu şeklin göğsü hizasından çaprazlama geçirilen ve kiriş denilen demir çubuk onun kollarını oluşturur.  Bu sap, bu çubuğun alt kısmında genişleyerek kalçaları ve çatal bacakları oluşur. Bu çatal kısmında yer alan küçük resim Kam’ın koruyucu ruhunun simgesidir. Bu tamamen yerin ekseni (axismundi) yi temsil eder. Kam bu eksen vasıtasıyla yolculuk yapar.
Kiriş denilen yatay demirin iki yanına asılan, ses çıkaran demir nesneler bulunur. Bunlar Kam’ı kötü ruhlardan koruyan silahları temsil eder.  Bazen de Kam’ın emrindeki ruhları temsil ederler. Bu çıngıraklar ok şeklinde olup kötü ruhları kovmaya yarar. Bunların sayısı Kam’ın koruyucu ruhlarının sayısına göre belirlenir. Davulun esas kısmı olan ağaç ve demir hiçbir zaman değiştirilemez. Deri değişebilir.
Şaman davulunu iki kısma ayıran insan figürüne, altay- sayan şamanları tüngür eezi derler. (Bayat, 2006)Davulun üst kısmında yatay ve dikey bir biçimde bir birini kesen dikdörtgenler Ülgen’in yazıları olarak bilinir. Buna şamanlar bazen ülgen’in mührü de derler. Kodbin şamanları davullarındaki insan figürüne ham buter derler. Çelkan Şamanları ile Altay Şamanlarının da davulu insan figürü ile ortadan iki kısma ayrılmıştır. Bunun aksine Uryanhay şamanlarının dairevi davulu dikey sapla ikiye bölünür bu sapa toktuş denir ve çeşitli eşyalarla süslenir- insan figürünü hatırlatmaz.
Ortadan geçen yatay sap, davulu yukarı ve aşağı (gök ve yer veya ruhlar dünyası ve insanoğlunun yaşadığı dünya) kısmına ayrılır. Yatay atılan sap, davulu iki eşit olmayan kısma böler. Sapın yukarısı semayı, aşağısı ise yeraltı dünyasını simgeler.
 Bu ağaç sap, kasnağa geçirilmiş demir çubuğa berkitilir. Demir çubuk aynı zamanda davulun bozulmasının önünü almış olur. Davulun hem iç hem de dış kısmında kırmızı veya beyaz renkle çizilmiş bir takım resimler yer alır.



DAVULUN DERİSİ


Kasnağa geyik, dağ keçisi veya at derisinden üzlük çekilir. Deriler bazen ren geyiği, yaban geyiği,  sığır, ya da at derisi olabilir.
Davulun derisi hangi hayvandan yapılırsa davul o adı alır. Daha sonra o hayvan, Kam’ın bineği olacaktır. Hayvan adeta kendini hediye olarak sunar, Kam hayvanı rahatça avlar. Davulda kullanılacak deri seçiminde koruyucu hayvan dikkate alınır.
Davulun iskeleti alınarak, kızgın bir demirle tahtanın üzerine demirler açılır. Hayvanın derisi, tüylü tarafı yukarı gelecek şekilde çerçevenin üzerine yerleştirilir. Kıl sicim ile çerçevenin kenarındaki deliklere dikilir.
 Genellikle davul, o v a l  biçimdedir.









DAVULUN ÜSTÜ


Evren  Ağacı, şamanın tırmandığı kayın ağacı, kurban edilen hayvan  (at) , şamanın yardımcı ruhları, göklerdeki yolculuğunda ulaştığı güneş ve ay,  ölüler alemine indiğinde içine girdiği (ölüler hakiminin 7 oğlu ve 7 kızıyla birlikte) Erlik Han’ın Yeraltı Dünyası, vb. gibi, bir anlamda şamanın geçtiği yolu ve serüvenlerini özetleyen bütün bu öğeler davulun üzerinde resimler şeklinde karşımıza çıkar.
Davulun üstünde yıldızların resmi olmazsa olmazlardandır. Yıldızlar insanların yollarını bulmalarını sağlar ve astrolojik önemi bulunur. Jean Paul Roux’a göre,  Türklerin ve Moğolların eski inançlarında, davul evrensel dansa tempo tuttuğu gibi ayrıca evrenin resmini de üzerinde taşır.  Davulun üzerinde kartal tasvirleri de bulunmaktadır.  

·         Davul çoğu kere  yatay ve dikey bir hatla bölünür.

-          Bu hem 4 ana yönü işaret eder, hem de gök ve yer olarak dünyayı ikiye böler.
-          Yatay hat kiriştir ve üzerinde çıngırak ya da şerit olduğu düşünülen resimler vardır.

·         Davul üzerindeki dikey unsur, dünyanın eksenini ifade etmektedir.

-          Bunun bazen dünya ağacını da temsil ettiği düşünülür
-          Dünya ağacı, kökleri yer altı  alemine, gövdesi yer yüzüne, dalları ve yapraklarıysa göğün en üst tabakalarında olan bir eksen gibidir
-          Bazen kutup yıldızına kadar uzandığı kabul edilir

·         Bu eksen bazen eezi’ye benzetilir. Üst başını, alt ayaklarını temsil eder. Şamanın ya da davulun ruhunu temsil eder.

·         Davulun yukarı tarafı Gök Tanrı’yı (Sonra Ülgen) e tahsis edilmiştir

·         Alt kısımda bulunan yaşlı adam tasviri, evin koruyucusu ve efendisidir

·         Minusink Tatarlarından alınan bilgiye göre:

-  Davulun içindeki dikey sapta bulunan ‘mars’ adı verilen 12 delik,  şamanın Erlik Han’a ulaşmasını sağlar.

-          Deliklerin arasındaki kabartılar, kamın uçarak ya da yürüyerek geçtiği dağ sıralarını temsil eder.
-          Sapın üstüne yerleştirilen enlemesine sopayla kötü varlıklar püskürtülür ve buna kötü ruhları kovan 18 çıngırak takılır
-          Bunların dışındaki 2 çıngırak da Şamanın habercilerini temsil eder.
-          Davulun üst kısmındaki 4-6 tane demir kanca hastanın düşmanlarını simgeler
-          Demir sopaya asılan bezler şamanın kudretini
-          Çizilen 7 renkli gök kuşağından şamanın göğe, Kan Kuday!’a çıktığı merdivenler sarkar.
-          2 kayın ağacı dışında gökkuşağının altında, ışık saçan 2 daire, haç biçiminde yıldızlar, merdivenin üst kısmında erkek ruhları uzaklaştırmakta şamana yardım eden 7 dağ kızı tasvir edilmiştir.
-          Oradaki sekiz çift birbirlerine paralel çizgiler, dünyayı denizin üstünde tutan sekiz ayağı sembolize ederler. (Bayat, 2007)
-          Davulun derisinin üstündeki resimler, yerdeki bazı varlıklar ile gökteki efsanevi varlıklara aittir. Yukarıya doğru sağda ay, solda güneş resmi vardır.
-          İkisinin yanında görülen iki küçük daire, güneşin doğuşunu ve batışını simgeler. Bunların arasındaki noktalar yıldızları gösterir.
-           Ayrıca Ülgen n kızlarını gösteren resimler ile kuş, geyik, ağaç vb. şekiller de vardır.

Davulun üst kısmında yedi renkli gökkuşağı tasvir edilir. Gökkuşağının iki ucundan da, iki geniş kare şeklinde merdiven sarkar. Bu merdivenle kam, Kan Kuday’in huzuruna çıkmak için gökyüzüne yükselir. Kan Kuday’in önünde beyaz boyayla çizilen iki kayın ağacı vardır. Kam, gökyüzüne yükselerek Kan Kuday’dan hastayı iyileştirmek ya da ya da öldürmek için emir alır. Gökkuşağının altında ışık saçan iki daire vardır. Ayrıca 14-18 kadar yıldız bulunur. Merdivenin üst kısmındaysa beyaz renkle yedi dağ kızı resmedilmiştir. Bu kızlar eğer ruh erkekse onu uzaklaştırmada kama yardım ederler. Kız figürlerinin yanında iki kuş tasviri vardır. Kam bu iki kuşla göğe yükselir. Davulda bundan başka kırmızı renkte at, süvari ve keçi bulunur.

 Davulun ortasındaki üç çizgi bu dünya ile öte dünyayı ayıran bir tabakadır
 Davulun alt tarafında, kutsal koyunları himaye eden kurbağa resmi vardır.

Deliklerin arasındaki kabartmalar, kamın uçarak ya da yürüyerek geçmek zorunda olduğu dağ sıralarını temsil eder.



Deliklerin aralarındaki kabartmalar da dağları simgeler. Sapın üst kısmında kötü ruhları kovmak için şamanın yararlandığı demir sopa vardır. Demir sopaya da sayıları 18 e dayanan demir çıngırak bağlanır ki – bu da şamanın kötü ruhları kovmak için yararlandığı silahtır
Altay türklerinin Şamanist inancında şamanın göğe çıkışını simgeleyen merdiven, davulun dış kısmındaki diğer resimlerin yanında ter almaktadır
Şaman, merasim zamanı yardımcı ruhlarını davulun içine topladığı için davulun iç kısmındaki resimler davulun veya sahiplerinin resmi gibi yorulur
Dünya modelinin esas unsurlarından biri olan ve 3 dünyayı birleştiren ağaç resmi de davulun iç kısmında yer alır

TOKMAK


Bir önemli öğe de tokmaktır. Tokmak, ya tavşan derisiyle kaplanarak söğüt dalından; ya geyik kemiği ya da boynuzu ya da kayın ağacından yapılır. Tokmağın sapına hastaya gelen kötü ruhları kovmak için kamçı görevi üstlenen bez ve deri parçaları yapıştırılır.
Sedir ağacından yapılan tokmağın üzerine, geyik postunun en yumuşak bölümü deri kayışlarla bağlanmıştır. İç kısmında ise 3 kere 3 sayıda demir çıngıraklar vardır. Tokmağın sapına bileğe geçirilmek üzere bir ip geçirilmiştir.  Bu tokmakla davulun derisine vurulduğu an da Kam’ın bineği olan hayvan konuşmaya başlar.
Tokmağın davula vurulan kısmına samur veya tavşan derisinden üzlük çekilir. Bu da davulda sesin boğuk çıkmasını sağlar. Sesin boğuk çıkmasındaki amaç öteki dünyadan gelen sesleri simgelemektedir. Tokmağın sapına, hastaya gelen kötü ruhları kovmak için kamçı görevini yerine getiren bez ve deri parçaları yapıştırılır. Şaman tokmaktan hem silah, hem kürek, hem de kamçı olarak yararlanır. Diğer taraftan meseleye kozmik bilgi kaynağından yararlanma şeklinde yaklaşmak da mümkündür. Tuva şamanları tokmaklarının bir yüzüne deri çekerlerse, diğer yüzüne de dokuz halka takarlar. Tokmağın davula vuruşunda halkalar birbirine dokunarak sesler çıkarır. Ayrıca bu tip tokmaklardan şamanlar fal açmak ve gelecekten haber vermek için de yararlanır

DAVUL VE TİTREŞİM


Davulun sesi, şamanın odaklanma aracıdır. O, bir yoğunlaşma ve çözümleme havası yaratıp, şamanın dikkatini ruhun içsel yolculuğuna yönlendirirken, onu derinlere indirerek kendinden geçme trans durumuna  sokar.
Drury, ‘bilimsel araştırmaların, aynı ritimlerin ardı ardına belirli frekanslarda sürekli tekrarlanması, Kam’ların trans halleri benzeri hipnotik haller yaratabileceğini gösterdiğini, bununla beraber Kam davul ritimlerinin metronom bir sürekliliği olmadığı, Kam’ın ruh haline göre yavaşlayıp hızlandığını, yükselip yumuşadığını söyler[3]. Genelde çap olarak büyük olan Kam davullarının, Kam’ın bedeni boyunca titreşebilecek, derin, çınlayan, yankılanan bir sesi vardır. Davul genelde yüzde, ya da başın üstünde tutulur. Böylece vuruşlar, baş ve üst beden üzerinde güçlü bir rezonans kurar. Yani davul ritmi beyindeki yaratıcı düşüncenin göstergesi olan teta dalgalarını harekete geçirir. Ayrıca kalbin atışının ritmine benzer. Kam’ın davul ile 10 dakikalık yolculukta bu bilinç konumuna geçtiği ölçülmüştür[4]
Tedavi zamanı tokmak ve davuldan çıkan musiki, hastalıkları iyileştirmede önemli bir rol oynar (Bayat)Eski Türklerde şamanların şarkı söyleyerek ve dans ederek hasta tedavi ettikleri de bilinir. Kazakistan, Kırgızistan, Altay, Moğolistan ve Sibirya’da devam eden bu dans terapisi, trans hali ile hasta kişinin iyileşmesi için gerekli bilgiye ulaşmayı amaçlar.[5]
             Gökhan Kırdar bir röportajında şunları söylemiştir:   ‘Her varlık Doğu felsefelerinde canlı kabul edilir. Bunlar, canlı olan insan dışı canlıların dokularını kullanarak onların enstrümanlaşması ve dile gelmesi anlamını Terapiye yol açan alfa ve beta noktalarını harekete geçiren frekanslarını yakalamak için o tokmakla vurmanız gerekir. Elle vurduğunuz zaman o frekans yakalanmaz. Terapi musikisi ya da kamların tedavi etme özelliği aslında bu yüzden çok bilimseldir. O davulun üzerinde oluşan rezonanslar, beyinde bazı noktaları harekete geçiriyor  ve bir hormon salgılanıyor. O sizi tedavi eder. Osmanlı’da bunun örneği var. İnsan vücudunda 400 tane makam var. Bir harita var. Böbrek hastalığı için kalp makamı dinlememek lazım tabii. ’[6]

Kamlık yapılan davulun 8 ritim halinde çalındığı da görülmüştür. (Bayat, 2006) Bunlar Yılan, geyik, kaplumbağa, boğa, balıkçıl kuş, örümcek, ayı ve kaplan ritmidir. (Bayat, 2006:224)
Yılan ritmi-  Davula vurulan üç yavaş vuruş-  kararlılık, yeni bir şeye nail olmak, iç gücü toplamak için
Geyik ritmi- iki yavaş, iki hızlı vuruş, bir vuruş- hamile kadınları uğurla doğurması, varlıkların paylaşılması, tecrit etmek
Kaplumbağa ritmi- bir vuruş, iki hızlı vuruş- barışıklık, uyum, yeni bir üretim için temel oluşturmak
Boğa ritmi- bir vuruş, dört hızlı vuruş- düşmanları püskürtme, maddi kalkınma, fiziki gücün birarada olması
Balıkçıl kuşu ritmi-iki hızlı, iki de yavaş vuruş- amaca ulaşma, engelleri aşma, sevgiye yardım etme
Örümcek ritmi-iki hızlı, bir normal ve iki hızlı vuruş- negatif enerjiden temizlenmek
Ayı ritmi-dört hızlı ve bir artı vuruş- elde edilen mevkii korumak, kendi ve diğerleri arasında engelleri kaldırmak,
Kaplan ritmi-altı hızlı vuruş- güç, kuvvet elde etmek, fedakarlık, kendini gösterebilmek imkanı, (Bayat, 2006:224)







3.     DAVULUN ÇEŞİTLİ ADLARI


Etnografik literatürde Türkçe bir terimle tüngür/dünür olarak adlandırılan davul bazı Sibirya halklarında da aynı adla adlandırılır. Troşçanskiy’nin fikrine göre tünür kelimesinin bu iki anlamı tesadüfi değildir. Nitekim şaman da bir aile başkanıdır (Bayat)Yakut Türkçesinde tünür – evlilik aracılığı ile oluşmuş akrabalık tır. Tünüreter, evlenmek, evli olmak anlamındadır. Anadolu’da da dünür, evlilikle kurulan akrabalıktır.
Altay şamanları davullarına ‘bura’ demekte ve şamanın mistik yolculuğunda bindiği mistik hayvandır. İslam dininde de Mirac’dabinilen  kutsal atın adının ‘Burak’ olması ilginç bir çağrışım yapmaktadır.  Davul, şamanın mistik seyahatlerdeki aracıdır.  Bunun için  Y a k u t  ve  B u r y  a t’lar arasında davula “Şamanın Atı” denir.  Şaman davulu çaldığı zaman atın üstünde göğe çıktığı kabul edilir. Altay davulunun üzerinde bir at resmi vardır ‘(Radlov, Sibiryadan) Davula vurulan tokmak altaylarda kırbaç adını alır.  Bazı  M o  g o l  kabileleri arasında davulun ismi “siyah erkek geyik” tir. Karagas  ve  Soyot’larda olduğu gibi, davula “Şaman’ın erkek karacası” derler.
Davul- Şamanın manevi eşi veya semavi eşi olması Altay-Sayan halklarından Şorlarda, Teleütlerde, Kumandinlerde, Çelkanlarda, Tubalarda, geniş yayılmıştır.  Ayrıca kadı ve çocukların davula dokunma yasağının olması da davulun, Şamanın manevi eşi olduğunu kabul eder. (Bayat, 2006)
Şorlarda açık olarak davulun, şamanın karısı olduğu bildirilir, davulu şaman adayının ailenin en yaşlısı hazırlar bir kişiye daha ihtiyaç duyulur bu sonuncu davulun anasıdır. Ailenin en yaşlı üyesi davulun abası olur. Bu süreçte davula kız, adaya da damat anlamında kuze derler.








4.     DAVUL ÇEŞİTLERİ


Türk Şaman davulunu 3 kısma ayırmak mümkündür:
·          Altay,
·         Şor,
·         Sayan- Yenisey
Literatür de (Potanin, Anohin, Potapov, Alekseev, Tomsk, Radloff, Vaynşteyn, Naçala, Dyakonova, Ppotapov, Kenin- Lopsan, Novosibirk) şaman davulunun yapılmasında ve simgeleri hakkında bilgi vardır.
Sovyet etnografya müzelerinde Altay-Sayan Türkleri ve Yakut Şamanlarının kullandıkları davul tipleri yer almaktadır.
Telengit Şamanlarının davulu (Alekseev’in kitabından)
Yakutların Şaman Davulu (Alekseev’in Kitabından)
Tubalar Şamanlarının Davulu (Alekseev‘in Kitabından)
Sagay Şamanlarının davulu (Alekseev’in Kitabından)
Ortadan atılan sapla ikiye ayrılan Şor Şaman Davulu

1.         Nenet şamanının davulu
2.         Tunguz şamanın davulu
3.         Yakut şamanının davulu

ŞEKİL.6. Şor Şamanlarının davulu           Tüüreezi (Hoppal’ın kitabından)
ŞEKİL.7. Çelkan Şamanlarının davulu (Alekseev’in kitabından)  tüngür


ŞEKİL. 8. Altay Şamanlarının davulu-

Kaçin Şamanlarının davulu






1.      Telengit Şamanlarının davulu (Alekseev’in kitabından)

2.      Yakutların Şaman Davulu (Alekseev’in Kitabından)


3.      Tubalar Şamanlarının Davulu (Alekseev‘in Kitabından)

4.      Sagay Şamanlarının davulu (Alekseev’in Kitabından)

5.      Ortadan atılan sapla ikiye ayrılan Şor Şaman Davulu
6.      Şor Şamanlarının davulu



7) Tüüreezi (Hoppal’ın kitabından)

8)Çelkan Şamanlarının davulu (Alekseev’in kitabından)

9) Altay Şamanlarının davulu- tüngür

10) Altay Şamanlarının davulu- tüngür

·         11) Kaçin Şamanlarının davulu

·        

·         12) Teleüt Şamanlarının davulu. Şamanın binerek göklere çıktığı atı- bura
·        
13) 1913’de Şor Şamanı Kakuş’un kendisinin çizdiği davul resmi
Şaman davulunda yer alan mitoloji semboller

·         Tuva Şamanlarının tokmakları (Alekseev’in Kitabından)

·         Sagay Şamanlarının tokmağının ön ve arka tarafları (Alekseev’in Kitabından)







5.     DAVULUN CANLANDIRILMASI


Yeni davulu kam dualar okuyarak ardıç tütsüsüne tutar, kötü ruhların etkisinden arındırılır. Üzerine kımız ve benzeri olabilen içki saçısı yapılır. Davul yapımı tamamlandıktan sonraki gün davul uzun saatler ocak ateşinin üzerinde kurutulur. Davul, alevlerin ulaşamayacağı bir şekilde ateşin üzerine asılır.  Ateşe ardıç dalları, reçineli ladin ağacı kabuğu, ve çeşitli kurutulmuş otlar atılması gerekir. Bu merasim, davulun derisinin yanı sıra, davulu hazırlayan insanların da ruhlarını temizlemektedir.
3 gün sonra davul, konuşmaya hazırdır.

Tokmak ve davul hazırlandıktan sonra adayın, yaşlı bir şamanın yönetiminde davulu canlandırma ritüeli gerçekleştirilir.  Canlandırılmayan davul , sadece müzik aletinden başka bir şey değildir.  (Bayat, 2007)
Canlandırma işlemi davul kasnağına alkol sürülerek yapılır. Şaman bu kasnak üzerine bira dökünce kasnak canlanır ve şamanın ağzından,  nasıl kesilip alındığını, ağacın ormanda nasıl büyüdüğünü, oradan nasıl koparılıp köye getirildiğini anlatır.

Kamın tören sırasında bu şekilde canlanan hayvanın sesini ve yürüyüşünü taklit ettiği de olur.
Davulun canlanması fikri, davulun koruyucu ruhlarla olan ilişkisinden dolayıdır. Tören sırasında Kam koruyucu ruhunun ya da ata ruhunun hayatını anlatır.
·         Kam, tedavide kullanacağı bitki, ayinde çalacağı müzik aleti için önce herşeyin başlangıcını, kökenini, hikayesini anlatmakla başlar. Kam, davulun hikayesini de ayinlerde dile getirir.
·         Eliade, Potapov, Buddress, Kam’ın dirilttiği, canlandırdığı ve konuşturduğu bu hayvanın aslında Kam’ın alt egosu emeget olduğunu iddia eder.
·         Bu törenle – davulun derisinin canlanması ile Kam bir yerde kendi kökünde yatan ilk ve temel canlıyı ululamaktadır.
Derinin sahibi hayvan- şamanın ağzından doğumundan, ana-babasından, çocukluğundan, avcı tarafından vurulduğu ana kadar geçen bütün yaşamından bahseder, şamana birçok işte yararlı olacağına söz vererek öyküsünü bağlar



SONUÇ


Bu çalışmada, Türk kozmogonisinin ve şaman dünya algısının davula nasıl yansıdığını ve davulda nasıl simgeleştiğini incelemeye çalıştık.  Davulun yapımı için gerekli malzemeler, şamanın bunları temini, davulun yapımı,  davulun parçaları, davulun çeşitli adları ve işlevleri üzerinde durmaya çalıştık.   Davul, Şamanı dünyanın merkezine taşımak, havada uçmasını sağlamak, ruhları çağırmak ve hapsetmek, şamanın işine yoğunlaşmasını ve içinde dolaşmağa hazırlandığı manevi alem ile temasa geçmesini sağlamak için çok önemli bir araçtır. Şaman davulu aracılığı ile bulunduğu yerde bir seyahat yapar, davulun arkasındaki kayın ağacından yapılan eezi gibi adlar verilen tutanağı onu yerin eksenine fırlatmış olur, şaman bu kanal ile yukarı ve aşağı dünyalarda seyahat eder. Türk ve şaman kozmogonisini davulda simgeleşmiş bir şekilde görmek mümkündür.

















KAYNAKÇA


And, Metin. Oyun ve Bügü, YKY, 2003
Bayat, Fuzuli. Türk Mitolojik Sistemi- 1-2 İstanbul: Ötüken, 2007
Çobanoğlu, Özkul. ‘Kayın Ağacının Türk Mitolojisindeki Yeri’
Çoruhlu, Yaşar. Türk Mitolojisinin Ana Hatlar, İstanbul: Kabalcı, 2002
Ergun, Pervi. Ağaç Kültü, Ankara: AKM, 2004
Esin, Emel. Türk Kozmolojisine Giriş. İstanbul: Kabalcı, 2001
Eliade, Mircea. Şamanizöm. Ankara:AKM, 2004
Ermetin, Günnur. Mevlevilikte Şamanizm ve Eski Türk Dininin İzleri. Töre, 2007
İnan, Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm. Ankara: TTK, 1995



[2]Orhon Yazıtlarının Bulunuşundan 120 Yıl Sonra Türklük Bilimi ve 21. Yüzyıl konulu 3. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu, 2010, 245-247

[3]NevillDrury, Okyanus Yayınevi, İstanbul, 1996
[4]NevillDrury, Okyanus Yayınevi, İstanbul, 1996
[6](http://www.musikidergisi.net/?p=1230 ) Gökhan Kıdar ile röportaj, Saliha Zengin