BİR ADA
MASALI-3
Bahar kafası karışık ve biraz da hüzünlü bir şekilde
evine geçti. Geç olmuştu biraz müzik açıp Nurten ve Şükriye Teyze’nin
söylediklerini düşündü ve uyudu. Ertesi sabah uyanınca bu tatlı karşı komşuları
çaya çağırsam ne iyi olur diye düşündü. Çok halsizdi ve kendisini çok iyi
hissetmediği bir gündü ama sebebini anlayamadığı bir güç ile onlarla sohbet
etme ihtiyacı duyuyordu. Ancak bu bilmiş teyzeleri eve çağırmak temizlik
yapmayı ve sonra da internete girip en azından bir kek tarifi bulup o keki
yapmayı gerektiriyordu. Hayrullah mutfağın camının yan tarafındaki evinde türlü
muziplikler yapıp Bahar’ı bu durgun halinde bile güldürmeyi başarmıştı.
Hayrullah kuş kılığına girmiş bir komedyendi ve görevi Baharı güldürmekti
sanki. Bahar Hayrullah ve ailesine kahvaltılarını verdikten sonra kendisi de
hızlı bir kahvaltı yaptı. Temizlik
yapmaya başladı fakat çok kısa bir süre sonra fark etti ki başladığı yerden
evin tamamının temizliğini bitirdiği an başladığı yer tekrar kirlenebilirdi. Ev
işlerinde tam bir beceriksizlik abidesi olan Bahar tüm evi dip bucak
temizlemesinin 6 ay sürebileceğini hemen fark etti ve zaten bunu zaman içinde
bizzat tecrübe edecekti. Şu çok merak ettiği ‘kadın olmak olayı’ bunları da
içeriyor olabilir miydi? Temizlik yapmaktan vazgeçti. Teyzeleri terasta
ağırlayabilirdi, evi gezmek istememelerini umarak. Terası zaten yıkamıştı. Fakat
mutfak da maalesef berbat durumdaydı. Bahar içeride bunları düşünürken açık
bıraktığı mutfak penceresinden mutfağa Hayrullah ve arkadaşlarının girdiğini
mutfakta temizlenmesi, atılması gereken ne varsa silip süpürdüklerini
gördü. Lavabodaki artıklar,
tezgâhtakiler, her şey temizlenmiş, adeta bir temizlik yardım ekibi mutfağı
basmış hem beslenmiş hem eğlenmişlerdi. Bahar bir an Külkedisi’nin baloya
hazırlanırken temizlemesi gereken mutfağa yardıma koşan kuşlarla dolu bir masal
sahnesinin ortasında gibi gördü kendini. Bahar’ın biraz gözleri doldu,
Hayrullah ve arkadaşlarına teşekkür etti. Kuşlar tarafından temizlenmiş
mutfağında bir gazete sayfasından okuduğu bir tarif ile kek yaptı fakat
maalesef kek hem görüntü hem tadı itibari ile yenilecek hele ki komşu teyzelere
sunulacak gibi değildi. Bahar hıçkırarak
ağlamak istedi ki tam o sırada hastalandığını fark etti. Her ay başına gelen bu
durumu bazen ağır atlatırdı Bahar. Komşularıyla sosyalleşme planlarını
erteleyerek sokağın başında yeni açılan küçük bakkala hijyenik ped almak için
çıktı. Karşı komşu Madam Fani ile uzaktan selamlaşarak bakkala yürürken evdeki
‘Dişiliğin Antropolojisi’ kitabında okuduğu Ay evleri geldi aklına. Keşke öyle
Ay Evleri olsaydı ve Bahar şu an öyle bir Ay Evi’nde bakma ve eğitime girseydi.
Bakkal’dan hijyenik ped aldı, bakkal
oldukça babacan, tatlı bir adalı beyefendi idi. Ped’i tamamen kendince saygıdan
gazeteye sarıp, siyah poşet içine koydu ve Bahar’a verdi. Bahar, Ay Ev’leri
hayali kurarken siyah poşete konan bu ped onu bir an sarstı. Evet, o an anladı
ki, dişiliğimiz de siyah poşete girmişti aslında. Pek çok şey siyah poşetteydi
belki de. İnsanlığımızın özü, bütünden kopmuş siyah poşete girmişti. Bahar
duygusallığının da etkisiyle pek çok şey düşündü. Her şey ve herkes çıkarları varsa birlikteydi.
İnsan ilişkileri para, konum, itibar ile doğru orantılıydı. Bahar hayatındaki ikiyüzlü,
kendini uyanık, kurnaz zanneden ve özleri siyah poşete girmiş insanlardan çok
rahatsız oluyor ve ada’da tüm bunlardan uzak olmak istiyordu. Çıkar denilen
şeyin neye çıkacağını bilmeden insanlar kırıyordu birbirini. Bahar evinde şu
eski kitaptan rastgele bir sayfa açıp okumak istedi. Dişiliğin
Antropolojisi’nden bir sayfa açtı karşısına su resmi çıkmıştı, koltuğuna yerleşti…
‘‘
EVRENİ
OLUŞTURAN DÖRT ÖĞEDEN
SU: DİŞİl KARAKTERLİ
MADDE
SU VE DİŞİL
ÖZELLİĞİ
Evrenin ana maddesi hidrojendir. 2 Hidrojen ve bir
oksijen (H20) ‘su’ yu oluşturur. Tüm yaratılış mitleri evreni ve yaşamı suyla,
suda başlatır. Yaşam doğanın yani Ana Tanrıçanın kucağındadır. Yaşam sudan
çıkmıştır.
Yaşam sudan çıkmıştır. Tüm yaratılış mitleri evreni
ve yaşamı suyla suda başlatır. Başlangıçta su vardı denir. Su, Ana Tanrıçadır.
Su yaratıcı potansiyelin kaynağı, pek çok kültürde doğurganlığın, ana rahminin
sembolüdür. Annelerin annesi su annenin en güzel ve en ürkütücü özelliklerini
de bir arada taşır. Hint mitolojisinde suya verilen ad annelerin en yücesidir.
Miletli Thales bütün varlıkları doğuran sudur der. Eski Türklerde Ak Ana ‘nın
içinde kaybolduğu su, canlı bir varlıktır, yaşar, yaşlanır. Şamanizmin
başlangıcından geç dönemlere kadar su çok kutsal bir ruhtur. Su’da iyi kötü biradadır; doğum, ölüm, can
alma can verme, su hem sıcaktır hem soğuk. Ruhsal enerji de buna paraleldir.
Kontrol altında akan, sakin sular, yatağında seyreden, olumsuz sürprizlere yer
vermeyen yaşamları, taşkın coşkun sular ise tehlikeleri, sel su baskınlarını
temsil eder. Su ile temas yaşam kaynağı ile ilişkiye geçmektir. Şekilsiz olan
su yeni şekillenmeler doğurur. Biçim olan her şey suların üzerinde ortaya çıkar
ve sulardan kopar. Başlangıçta cinsiyeti belli olmayan su dişil ve doğurgandır
ve erili içinde barındırır. ‘’erkek-baba’’ kadın-ana’dan henüz ayrışmamış,
içinde yüzmektedir. Bu ayrışma olmadan kadın-ana’nın mutlak egemenliği söz
konusudur. Su dişidir. Yaşam başladıktan sonra toprağın verimliliği suya muhtaç
olur. ‘Islaklık’ doğurgan doğanın, yani dişil ilkenin özelliğidir. Su doğuma,
yeniden doğuma olanak verir. Doğanın
doğurganlığı ıslaklığı ile doğru orantılıdır. Su suyu çeker. Erkeğin ıslaklığı
yani menisi kadının nemli içine bağlı ve bağımlı olacaktır. Çocuk suların
birleşmesi ile oluşacaktır. Kadın çocuğu bir sıvı kesesinde taşıyacak sudan
doğuracaktır. Su tek ve bütündür,
evrendeki her madde gibi.
Bütünden
kopan suyun bakteri üretmesi, kuruması, bozulması nasıl doğal ise, bütünden
kopan kadınların da ana dişil özellikleri ıslak ve su olma halleri zedelenir.
Modern toplumlarda kadınlar bu bütünlüğün farkına varmadıkça suları bakterileşecek,
zehirlenecek, kuruyacaktır. Bu da Doğa Ana’nın bereketsiz, kurak ve küskün
olmasını sağlayacaktır. Kadınların her üzüntüsü ana su ruhu ile bağlantılı
olduğu için O’nu üzecek O’ da dünyayı cezalandıracaktır…’’
Aralıksız okuduğu kitabı çalan kapı böldü. Şükriye Teyze elinde helva ile gelmişti.
Kızım seni merak ettik, mevlide gittik biz camiye bak bunu da sana aldık helva
sıcak sıcak yersin hadi kızım kolay gelsin dedi Şükriye Teyze, Bahar teşekkür etti, tarçın kokan helvayı yemek için
sabırsızlanıyordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder