Bir
ada masalı- 4
Bahar’ın maceraları
Bahar
günler geçtikçe yeni evine komşularına iyice alışmış adanın keyfini çıkarmaya
başlamıştı. Taşı sıkıp suyunu çıkardığı yıllardan biriktirdiği para bitene ve
bilmediği bir zamana kadar bunu yapmayı sürdürecekti. Bu arada Madam Destina
hala ona muhteşem mezelerin püf noktalarını söylemiyor, tek başına yaşadığı
için de sık sık kendi mezeleri hazırlayıp Bahar’ı yemeğe davet ediyordu. Bir
dolunay akşamı, Madam Destina yine çağırmıştı Bahar’ı. Bahar tek bildiği yemek olan soslu makarna
yapıp tencere ile birlikte gitti Madam’a bir de 1 şişe kırmızı şarap almıştı. O
akşam oldukça efkârlıydı anlaşılan Madam. Avluda dolunay, muşamba bez örtülü masa ve üzerinde sadece cam
tabağın içinde fava vardı. Alaturka şarkılar çalan bir radyo kanalı açıktı ve
‘böyle bir kara sevda kara toprakla biter’ diyen şarkı henüz bitmişti. Madam geldin mi kızım dedi beraber sofrayı
kurdular. Alaturka şarkılar eşliğinde bir lezzet yolculuğu daha başlamıştı.
Madam yan eve taşınan yeni komşudan bahsetti, bugün bütün gün at arabasıyla
eşya taşındığını gürültü patırtıdan rahatsız olduğunu ama taşınan kadını çok
sevdiğini onun da kendisi gibi çatlak olduğunu söyledi. Dans hocasıymış yeni
komşu dedi Madam, ‘büyüsel dans teknikleri’ hocasıymış. Tam o sırada belirdi yeni komşu avluda,
selamlaştı, anca yerleştiğini bir yorgunluk çayı demlemek istediğini fakat
kibriti ya da çakmağı olmadığını söyleyerek kibrit var mı diye sordu? Madam,
iyi insan lafının üstüne gelirmiş, gel Hoca Hanım gel, kaynanan seviyormuş, gel
buyur dedi. Sanki kırk yıllık dost gibiydiler, sezgileri çok güçlüydü madamın,
bu kadını sevmiş olmalıydı. Madam hocaya
eee sen her gün gidip gelecek misin karşıya bir yerde çalışıyor musun diye
sordu. Hoca Hanım her gün gideceğim bir yer olmayacak dedi. Madam şarap ve
dolunay ile uzun vakit geçirmenin de etkisiyle kafası rahat bir haldeydi ve
‘Aferin, sen işi biliyorsun ondan işe gitmiyorsun demek’ dedi. Zaten aralarında
anlaştıkları bir dil vardı onlar birbirlerini anlıyorlardı da Bahar daha olaya
girememişti. Bahar, ‘ya Allah aşkına işi
bilmek ne demek? sizin bir bildiğiniz var ne olur bana da anlatın, ben de öğrenmek istiyorum, bizi çok yanlış
yetiştirdiler, saçma sapan eğitimler almak için yarıştık, ekonomik bireyler
olmamız istendi, en yakın arkadaşımız her zaman baş düşmanımız, geçmemiz
gereken rakibimiz, hırsla kıskandığımız hedefimiz oldu. Ayağınız yere bassın,
altın bileziğiniz olsun diye diye erkekleştirdiler bizi, olmadı zengin koca bul
sevmen şart değil zengin olsun adam yeter evlen baskısı oldu, sistemin
öngördüğü işlere cv yollamak, genel müdürlerle iş mülakatları yapmak, tüm bu
sanallık için bir de hırsla insanı ezmek için teşvik edildik. Daha çok satış
yapıyorsak ve daha çok satın alıyorsak var olduğumuz söylendi biz de inandık. Bahar’ın
gözleri dolmuş ve bağıra bağıra ağlamaya başlamıştı. Şu mübarek dolunayın,
Allah’ın aşkına bugüne kadar öğrendiğim her şeyi unutmak yeni şeyler öğrenmek
istiyorum, ne olur bana yardım edin dedi ağlayarak, hıçkırarak.
Madam
Destina ve Hoca Hanım şaşkınlık içinde Bahar’ı dinlemişler, biraz tedirgin
olmuşlar fakat bunu büyük bir olgunlukla gizleyerek Bahar’ın ruh durumunu
anlamışlardı. O sırada radyoda ‘hekimden
sorma çekenden sor demişler, acısını dertlerin çare gösteren değil çeken bilir
demişler’ diye yükselen bir sesi duydular. Madam Destina az sesini açtı
radyonun. Ağla kızım, ağla dediler. Ah yavrimu dedi Madam haklısın kızım haklısın
iyi bak sen fark etmişsin bu işte bir skatula var (skata- Rumca dışkı
anlamındaydı), ya fark etmeyenler… Hoca Hanım da katıldı, evet ya fark
etmeseydin dedi. Bu yalan dünyada sahte
bir hayat uğruna bir can yakacak, gönül kıracak duruma gelseydin. Marka bir
çantan olacak, birilerinin önüne geçecek, birilerine yukarıdan bakacaksın diye
şekilden şekle girseydin öyle kalsaydın ne olacaktı. Modern insanın kronik
hastalığı ‘kibir’ e yakalanmış olsaydın ne olacaktı. Şimdi insanlar insanlıktan
çıktı nerede erkek erkek, kadın kadın olacak… Dünyanın çivisi çıktı sen üzülme dediler. Hümeyra çalmaya başlamıştı o sırada ‘öyle uzak
ki yerim uzakları aşıyor, bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor, ya her şeyim
ya hiçim, sorma dünya ne biçim bir kördüğüm ki içim, çözdükçe dolaşıyor’’ Bahar herhâlde büyük bir birikimin, yılların
birikiminin boşalmasını yaşıyordu. O kadar içli ağlamıştı ki bu iki kadın Bahar
için gerçekten endişelenmişlerdi. Çünkü onlar bir başkası için gerçekten endişe
hissedecek saf çocuk yüreklerini kaybetmeyenlerdendi. Ve ay ışığında sohbet
ettiği bu iki kadın o söylemeden pek çok şeyi anlayabiliyordu zaten.
Bahar’ın
ağlaması geçince Hoca Hanım, Ay Töresine göre ne kadar güzel bir şey yaptın
biliyor musun? dedi. Dolunayda bitmesini, küçülmesini, yok olmasını, kurtulmak
istediğin her şeyi saydın. Ay Töreni yaptın aslında Bahar. Korkularını iyice
hisset, hisset ki dışarı çıksınlar, küçülsünler yok olsunlar. Korkularını bu ay
ile beraber sevgiye dönüştür. Şunu unutma bir kadın korkuları kadar eril olur,
eril davranır, kırar, döker, yakar, yıkar, çıkarları, hırsları onu
dikenleştirir. Kadın içinde taşıdığı ilahi sevgi kadar dişi olabilir, kadın
olabilir. Dişi olamayan erkeğinden bir şey alamaz, alma sanatını bilmeyen
hayattan ve evrenden de bir şeyler alırken sorun yaşar. Ve kaos başlar.
Madam
Destina katıldığını belirterek lafa girdi. Gerçek dişi kabul etmesini bilir
dedi. Gönül gözü açıktır, kalbindeki masumiyet ve sevgi ile hareket eder. Ama kendini ona teslim etmeden önce ‘yüz
görümlüğünü’ istemeli, erkeğin emek harcamasına izin vermeli, emek harcayacağı
alanı yaratmalıdır. Ve birden değil erkeği kademeli olarak kabul etmelidir,
anlıyorsun kızım? Kadınlar gülmeye başladı. Birden Bahar’ın da havası değişmiş
anlatılanları merakla dinemeye ve mutlu olmaya başlamıştı. Kadınlar Bahar’ın
neşelenmesine, hatta kahkaha atmasına sebep olacak bir hale bürünmüşler,
Bahar’ın enerjisi birden değişmişti. Kadınlar neşeyle konuşmaya devam ediyor bu
sefer Bahar onları şaşkınla ve eğlenerek izliyordu. Madam Destina dişi dediğin gözlerinden,
duruşundan yayar çekim alanını. Dişi özel bir çaba harcamaz bu müthiş
enerjisini gizlice yayar etrafa. Kadın isteğini doğrudan söylemez, duygu
belirtir. Üşüdüysen üşüdüm, acıktıysan
acıktım, sıkıldıysan sıkıldım diyeceksin. Erkek de ne gerekiyorsa yapacak. Neye
ihtiyacın varsa hangi duyguyla istediğini erkeğe söyleyecek, göstereceksin.
Öyle güzel isteyecek, alınca da öyle güzel takdir edeceksin ki, erkek onu
sağlamaktan mutlu olacak. Dişilik almak sanatıdır, vereni mutlu ederek, çekici
ama masum bir şekilde, gerçek ve güçlü duygularla erkeği onurlandırarak.
Saat
oldukça ilerlemiş, şarapları çoktan bitmiş, bu sohbet üçünün de hoşuna
gitmişti. Uykuları geldiğini fark ettiler. Sofrayı beraber kaldırdılar. Madam
haydi siz bırakın ben hallederim dedi. Hoca Hanım hemen yan evinde Madam
Destina sokağın az ilerisinde de Bahar gibi bir komşu bulduğu için çok memnun
olduğunu hissettirdi onlara. Sessiz ve kimsesiz boş ada sokaklarına sabaha az
kala evlerine dağıldılar. Bahar, anlamlandıramadığı kadar iyi hissediyordu
kendini.